Samsun Araştırmaları
Bu Sitede Ara

Hakkımda

İlimiz Samsun ile alakalı her şey; tarih, kültür, edebiyat, siyaset, magazin...



Sivil Kent SAMSUN


Kent Kültürü Arşivi



Samsun Fotoğraf Arşivi



Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv


Kategoriler




LİNK

samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü



Yakakent ve Alaçam Memleket Mektupları

İndeks


1. Sayı  : Geçmişten Geleceğe SAMSUN  http://samsun01.blogcu.com/archive/

2. Sayı  : SAMSUN Araştırmaları  http://samsun03.blogcu.com/archive/

3. Sayı  : Bizim SAMSUN  http://samsun05.blogcu.com/archive/ 

4. Sayı  : Kare Kare SAMSUN  http://samsun07.blogcu.com/archive/ 

 

 

 

 


Tarih: 00:15, 22/5/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Türk Kurultayı / SAMSUN


 

 

Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin Grup konuşması (28 Mart 2000)

Hatırlanacağı gibi, bu yıl Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayları zincirinin 8. halkası tamamlanmış bulunmaktadır. Bu Kurultay, katılımcılar, komisyon çalışmalarında ele alınan konular ve sonuç bildirgesiyle Türk Dünyası’nın geleceğine ilişkin olarak çizilen ufuk bağlamında son derece başarılı geçmiştir. Emeği geçenleri ve değerli katılımcıları huzurlarınızda bir kez daha kutluyorum.

 

Rahmetli Başbuğumuz’un uzak görüşlülüğünün bir eseri olan bu kurultay, Türk Dünyası’nın temsilcilerini her yıl bir araya getiren önemli bir platformdur. Türk Dünyası’nın en güçlü ortak sesi olması, Türk Kurultaylarını anlamlı ve önemli kılan en belirgin özelliğidir.  

 

Yalnız, kurultayların böyle bir niteliğe haiz bulunması, onların fonksiyonel olması için yeterli olamamaktadır. Hükümetlerin, parlamentonun, aydınlarımızın ve medyamızın meseleye topyekûn sahip çıkması gerekmektedir.  

 

Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını, siyasi ve ekonomik açıdan uluslararası saygınlığı ve etkinliğinin artmasını arzulayanların ve önemseyenlerin böyle bir etkinliğe daha fazla destek olması şarttır. Destek yetersizliğinin yanında, bazı çevreler de bu etkinliği ya görmezlikten gelmekte ya da küçümsemektedirler. Sadece ülkemizin değil, Avrasya’nın geleceği bakımından da düşündürücü olan bu yaklaşımların değişmesi lazımdır.  

 

Bizler, çok farklı kültürel ve toplumsal şartların varlığına, aralarında ciddi tarihi sorunların yaşanmış olmasına rağmen Avrupa’nın her açıdan büyük entegrasyonu gerçekleştirmeye çalışmasını onaylayıp, Türk Dünyası’nın işbirliği ve dayanışma çabalarını küçümseyenleri anlamak da güçlük çekiyoruz.  

 

Unutulmamalı ki, Türkiye’nin eşit ve adil bir ortağı olacağı Avrupa Birliği hem Avrupa hem de bütün Avrasya için nasıl kazanç ise; Türk Dünyasının refah, istikrar ve barış üzerine temellenmiş birlikteliği de, aynı şekilde Avrupa ve hatta bütün insanlık için çok önemli bir kazanç olacaktır.

 

İşte, Türk Kurultaylarının temel amaçlarından biri, büyük Türk kültür coğrafyasında gelişecek böyle bir işbirliği ağının zihni altyapısını hazırlamak, müşterek bir bilincin gelişimine katkı sağlamaktır. Bizim çabamız ve dileğimiz, Türkiyemizin böyle bir tarihi ve evrensel ideale öncülük etmesidir. Hangi fikirden olursa olsun her Türk aydınının, medyamızın ve üniversitelerimizin meseleye karşı duyarlı bir yaklaşım içinde olmasıdır. Ülke olarak başarıya ulaşmamızda, böyle bir desteğin ve duyarlılığın değeri şüphesiz çok büyüktür.  

 

Yeni yüzyılın ilk Türk Kurultayı’nın, geçen yüzyılın başında yeniden diriliş mücadelemizin meşalesinin yakıldığı Samsun’da toplanması bu açıdan anlamlı olmuştur. Ancak, medyamızın konuya yaklaşımı ve ilgisi daha canlı ve sürekli olduğu takdirde, inanıyorum ki, ülkemizin stratejik çıkarlarına yönelik toplumsal bakış açısı da daha duyarlı ve zengin bir noktaya taşınmış olacaktır. 

 

/Dr.Devlet Bahçeli  /Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı 

http://www.belgenet.com/secim/anayasad_b07.html


 

Kızılderililer Akrabımız mı?

Samsun'da üç gündür süren 8. Türk Kurultayı'na Kızılderililer de davet edilmişlerdi. Ancak toplantıdan iki gün önce mazeret beyat eden Kızılderili delegeler, Samsun'a gelemedikleri için TÜDEV Genel Sekreteri Atilla Şimşek'e üzüntülerini bildirdiler. Kızılderililerin Türk Kurultayı'na geleceği yolunda çıkan haberler Samsun'a gazeteci akını sağladı. Peki Kızılderililerin Türk kurultayında ne işleri var?  Yoksa Kızılderililer de Türk mü? Bu konuyu Kurultay delegeleri arasında "Çapraz Ateş"e aldık.

  

Amcaoğlumuz olurlar!

Kurultay'ın düzenleyicisi TÜDEV Genel Sekreteri emekli topçu albay Atilla Şimşek, "Bu konunun uzmanları var, ben tarihçi değil" gibi ihtiyat cümlelerinin arkasına tam siper yaptıktan sonra şöyle dedi: "Yüzde 100 Türktürler! Siu kabilesi Türkçe su anlamına geliyor. Kızılderili çadırlarına baktığımız zaman kurt figürleri görürsünüz. Türkler'de de kurt çok önemlidir biliyorsunuz. Türkler M.Ö. 10 - 12. YY'da Alaska ve Japon adaları üzerinden Amerika'ya geçtiler."

 

Bu konuda araştırmaları olan Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan ise doğrudan "Kızılderililer Türktür" demekten kaçınıyor. Ancak arada bağlar bulunduğunu bilimsel verilere dayanarak ileri sürüyor: "Amerika'da 25 yıl kaldım. İlk kez 1954'te One America adlı kitapta Türkler ile Kızılderililerin kültür ve tarih bakımından çok eskiye dayanan akrabalıkları bulunduğunu okudum. Türk olduklarını değil. Bizim Macarlarla olduğumuz gibi Kızılderililer ile akraba olduğumuzu iddia ettim. Kızılderililer Bering Boğazı yoluyla göçmeden önce hepsi Sibirya'da yaşarlardı. Göçmeyenler kısmen Aral gölüne doğru gelmiş, Ural dağlarından gelme Alpin ırkıyla karışmış ve biz Türkler (ön Türkler) doğmuş... 2 bin yıl sonra bu kez Altay dağlarında karışmış ilk Türkler (Hunlar) meydana gelmiş." "Akrabalık aynılık değil mi?" "Hayır, amcaoğlu gibi oluyoruz!"

http://www.hitportal.net/archive/index.php?t-423.html

 


 

Türklerde Öküz

Etimolojik açıdan "Oğuz" kelimesinin Öküz kelimesiyle ilişkili olduğuna dair ortaya atılan iddiaların da önemle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Nitekim, Samsun’da yapılan 8. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı'na katılan Çuvaşistan'lı delegelerle ( İlya İvanov ve arkadaşları ) yaptığımız sohbette, "Türklerin Bozkurt' tan önceki milli sembollerinden birinin "Öküz" olduğunu, kendilerinin de bu sebeple "Öküz" sembolünü - Nevruz Şenlikleri - gibi çok önem verdikleri bayramlar başta olmak üzere çeşitli ortamlarda kullandıklarını " ifade etmişlerdir. Çin kaynaklarında milattan önceki asırlarda yaşayan Türk kabileleri zikredilirken " Kağnı Sahibi Kabileler " den de bahsedilmektedir. ( Esin / 1 ) Kutadgu Bilig'de " Yerken, içerken öküz gibi yedim içtim; / Heva ve heves peşinde tozu dumana kattım." ifadelerinin bulunması öküzün ve kağnının Türk Sosyal Hayatında çok eskilerden beri var olageldiğini göstermektedir. ( Yusuf Has Hacip / 469 ) Öküz ve ona bağlı bilgiler bütün Türk Topluluklarında yaygındır. Prof. Dr. Harun Güngör, Sibirya Türklerinden derlenmiş bir Şaman Efsanesini aktarmış ve Şaman Ruhlarının; ayı, kurt, köpek ve hatta öküz donuna girdiklerini, bunun Hacı Bektaş-ı Veli' nin Velayetname’ sinde geçen don değiştirme anlatımıyla aynilikler taşıdığını belirtmiştir. (Güngör/     )

 

Osmanlı Devlet Adamları arasında Öküz Mehmet Paşa adıyla bilinen bir devlet adamının bulunması, Fatih Sultan Mehmet' in Cenevizlilerden öküz derisi kadar bir yer isteyip, buraya Rumeli Hisarını yaptırmasına dair menkıbe, Osmanlı Toprak Düzeninde öküzün de zikredilmesi gibi konular hatırlanacak olursa öküzün Osmanlı döneminde de yaşatıldığı anlaşılacaktır.

 

Bugün Özbekistan’da hala “Öküz Koşukları” söylenmektedir. Afganistan Türkleri arasında da halk arasındaki adı “Öküz Koşukçu” olan sanatçılar vardır. ( Mirhamza )

 

Öküzün Türk Sosyal Hayatındaki önemli konumuna en güzel örnek, Kurtuluş Savaşında cepheye erzak ve mühimmat sevk edilmesi sırasında binlerce kağnıdan oluşan Kağnı Kolları’nın kullanılmasıdır. Bu konuya geçmeden önce, öküzün efsanelerimizde, destanlarımızda, hikaye ve masallarımızda, şiirlerimizde, türkülerimizde, manilerimizde, fıkralarımızda ve hatta bilmecelerimizde yer aldığını, bu sebeple üzerinde daha fazla durulması gereken bilgiler taşıdığına dikkat çekmek istiyoruz. Mesela; Hakkari -Yüksekova'da öküzlerin üzerine -çıplak bir şekilde, eğersiz, ata biner gibi- binilmesini ( Hasan Küçükyıldız ) Öküz kılığındaki Zeus'a binen Avrupa ile, Artvin - Kafkasör ve başka yörelerimizdeki boğa güreşlerinin mitolojideki şenlik ve toylarla, Dede Korkut Hikayelerinden Boğaç Han Hikayesi'ni İspanya'daki Boğa Güreşleriyle birlikte değerlendirmenin mümkün olabileceğini belirtelim. Kafkasör’e katılan bir yabancı misafir, bu şenliklerde yapılan boğa güreşlerini İspanya’daki güreşlerle karşılaştırarak şunları söylüyordu:” Burada boğa, boğayla güreşiyor. Öldürmek yok. Her şey eşit. Bu çok adaletli. İspanyada böyle değil. Bu yüzden Kafkasör’ü çok sevdim!” ( Bizden Sesler )

http://okuzkitabi.tripod.com/

 

 

 


Tarih: 12:30, 13/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Turgay ASAN


 

 

M. Turgay Asan, 17.02.1963 ‘de Samsunda doğdu. İlk,orta ve yüksek öğrenimini yine Samsunda tamamladı.

 

Müziğe, ailesinin desteği ile lise yıllarında başladı. Her hangi bir müzik eğitimi almadan kendi gayreti ile gitar çalmayı öğrendi. Lise 2. sınıfta kurduğu “MASENA”isimli rock’n roll grubu ile, (1979) okulların çaylarında - yıl sonu eğlencelerinde çeşitli konserler vererek kendini geliştirmek için çalıştı. Mezuniyetin ardından gelen üniversite maratonu grubun dağılmasına neden oldu. 1983 yılında bir arkadaşı vasıtasıyla tanıştığı Vecdi Yücalan ile yeni projelere imza atmak üzere çalışmalara başladı. Sık sık bir araya gelerek yaptıkları provalar sonucunda yeni bir rock grubunun kurulması gerektiğine inanarak eleman arayışına başladılar.

 

Davul’a, bir zamanlar Türkiye’nin en iyi gruplarından biri olan “Egzotik Band”’ın elemanlarından Tarık Özmen’i aldılar. Grupta önemli bir açık olan bas olayını ise Turgay gönüllü olarak üstlendi.  Vokal’e , koyu bir Elvis hayranı olan Ejder Göktürk’ü aldılar. Grubun adı; DREAMS ‘ti…

 

İlk konserler rock’n roll ağırlıklı idi. Daha sonraları grup Hardrock’a yöneldi  ve vokal’e Yaşar Şanlı geldi. Yeni hardrock grubunun adı ise PARANOID olarak değiştirildi. Fakat PARANOID efsanesi fazla uzun sürmedi.

 

1986 yılında, davul’a Tuncay Zigaloğlu, bas’a Tayfun Çubukçu, Vokal’e İbrahim Cantay, gitarda Vecdi Yücalan, klavyeye ise yine gönüllü olarak Turgay Asan geldi. Ve işte OBJEKTİF…

 

Turgay ‘ın Objektif ile birlikteliği 1993 sonlarına kadar sürdü. (Geçen zaman içinde bir ara gruptan ayrılan Turgay daha sonra Bas’çı olarak yeniden gruba katıldı.) Hiç unutamadığı konser ise “muhteşemdi” dediği ODTÜ konseri….

 

1994 yılı, Turgay’ın ilk bestelerinin filizlendiği yıl… ”Korktum ben bu dünyadan nedense…”cümlesiyle başlayan bu şarkıyı ilk kez dinleyen en yakın dostu A. Kadir Hacıoğlu, “Bu iş tamamdır, yeni bir albüme başlıyoruz” sözleriyle olaya damgasını vurdu.

 

“Derin Boşluk” adıyla piyasaya çıkan ilk albümün çalışmaları 1999 yılına kadar sürdü. Albümü, Samsunlu rock grubu “FREKANS” seslendirdi. (Albüm öncesi konserlerini Samsun Gazi Sahnesinde,

Yaşar Doğu Kapalı Spor salonunda, Atakum Belediyesi Kültür salonunda ve Ankara Saklıkent’te gerçekleştirdiler.)  Bu nedenledir ki, grubun adı, TURGAY VE FREKANS olarak lanse edildi.

 

20 Nisan 1999 ‘da piyasaya çıkan albüm, Hammer müzik etiketi ile raflardaki yerini aldı. Albüm kayıtları ise, Kadıköy’deki Stüdyo Forte ‘de toplam 9 günde tamamlandı. Yaklaşık 5.000 civarında satan albüm, reklamsızlık vb. nedenlerle uzun ömürlü olmadı. Zaten Frekans’ın, 20 gün gibi kısa bir zaman dilimi içinde dağılması, olayı kökten bitirdi. (Halen bu albümden hiç haberi olmayan pek çok rock severin varolduğunu biliyoruz….)

 

Frekans ile yollarını ayıran Turgay, daha sonra yeni bir grup daha hazırladı ve bu grupla Saklıkent Rock Station Rock Festivalinde 2 yıl üst üste konser verdi.

 

2003 yılında yeniden çalışmalarına başlayan Turgay, “Yollar Uzak” adını verdiği 8 şarkılık yeni albümünün demosunu hazırladı. İlk kanal kayıt denemesi Samsun Konservatuvarında yer alan “stüdyo ütopya” da yapıldı. Başarılı olmayan kayıtlar daha sonra, yine Samsundaki “Stüdyo On-pa ‘da

1 yıl süren hummalı bir çalışma ile neticelendi. Sonuç yine başarısız oldu. 2 yıl boştan yere uçup gitmişti.

 

Kadir Hacıoğlu’nu da yanına alarak Ankara’ya giden Turgay, Stüdyo Onair ile anlaşarak kayıtlarına başladı. 4 ay sonra biten kayıtların master’ını yanına alarak stüdyo araştırmasına başlayan Turgay,  kendine el verecek bir şirket bulamayınca albümünü piyasaya çıkaramadı. Şu anda bekleme durumunda olan albümün akibetinin ne olacağı halen belirsiz …

http://www.hardrocktr.org/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=656

 

 


Turgay Asan

Saklıkent Rock Station Rock Festivalinden

Videolar:


 

OSMAN : (mix video)

"Henüz çıkmayan albümün en iyi şarkısı..."

http://www.youtube.com/watch?v=fypFAzFRF4g

 

SEFİLLER : (Live)

http://www.youtube.com/watch?v=tlQHzIS8wRw

 

DERİN BOŞLUK : (1.albümden)

http://www.youtube.com/watch?v=vATsa4xbFg8

 

YENİ BAŞTAN: (1.albümden)

http://www.youtube.com/watch?v=EHYgKpOQ998

 

KİN VE NEFRET : (Bu şarkı albüm olarak piyasada yok...)

http://www.youtube.com/watch?v=LtB4LkKKkZ8

 

 

 

 


RÖPORTAJ:

"Serkan Beyde'nin Turgay ile gerçekleştirdiği röportajı."

 

Turgay asan görünmeyeli neler yapıyor; uzun zamandır senden ses seda çıkmıyor?

-Evet, gerçekten uzun zaman oldu. İlk albüm çıktığında, iyi şeyler olacak diye umut ediyordum fakat yapmak istediklerimi tam anlamıyla gerçekleştiremedim ne yazık ki... Albümün piyasaya çıkışından bir ay sonra grubun dağılması, reklâm, tv, radyo, konserler vb. etkinlikleri yapmama engel oldu. Nede olsa oturmuş bir gruptuk ve her şey hazırdı. Acilen hazırladığım yeni grupla, Samsun da, saklıkent rock station rock festivalinde konserlere çıkmış olsak ta tüm bunlar albümü tanıtma çabalarıma yetmedi. O günlerde yanımda olan, dost bildiğim pekçok insan birer birer kaybolup gitti. İyi bir albümdü ama tanıtamadım bir türlü!... Dört yıl piyasadan uzak durdum, neler olduğunu, neler yapmam gerektiğini düşündüm bu süre içinde. Açıkça söylemem gerekirse, küstüm rock dünyasının içindeki bazı insanlara!.. Emek verilerek hazırlanmış bir albümle yola çıktım ama yarı yolda bırakıldım; Çok çabuk unutuldum. Saklıkent'te 3.000 kişinin karşısında şarkılarımı söylerden, insanlar zevkten havalara sıçrayarak ''turgay, turgay'' diye çığlıklar atıyorlardı. Nerde şimdi bu insanlar!..

 

Turgay Asan tarihine değinmiş olursak, bize neler söyleyebilirsin.

-25 yıl oldu ve ben hala müziğin içindeyim. Hiç kopmadım müzikten kolay kolay da kopmam zaten. 1983 öncesini amatör zamanlarım, sonrasını ise profesyonel müziğe geçiş yıllarım olarak söylemek isterim. Sevgili Serkan, senin de bildiğin gibi daha önce Samsun'un en sıkı rock grubuyla birlikteydim; 8 yıl çalıştım bu grupla, kimi zaman bas çaldım, bazen de klavye. Konserlerin sayısını hatırlayamıyorum, çok fazla konsere çıktık o yıllarda... 93'te bu gruptan ayrıldım. 98'e kadar yeni şarkılar ürettim ve ilk albümümü bin bir güçlükle de olsa çıkardım piyasaya.

 

Şimdi Samsun'dasın değil mi?

-Evet, şu anda Samsun'da yaşıyorum.

 

Samsun'da rock müzik nasıl bir yerde?

-İyi şeyler yapmaya çalışan gruplar var. Daha çok black metal ve alternatif rock'a yönelmiş durumdalar. Vakit buldukça konserlerini izlemeye çalışıyorum.

 

''Derin Boşluk'' albümünden sonra Frekans'la yollarınızı ayırmıştınız, daha doğrusu dağılma kararı almıştınız. Bunun nedeni neydi?

-Dağılma kararını ben almadım. Onlar (Frekans, albümün çıkışının ardından, benden ayrılarak, yollarına sadece frekans olarak devam etme kararını çok önceden aralarında anlaşarak almışlar zaten. Bilemiyorum; beklide albümün referansından yararlanmak istediler... Her neyse, sonuçta herkes yaptığıyla kaldı ve ben hala devam ediyorum.

 

Sizin yaptığınız müzikte sert sözler üzerine oturtulmuş heavy bir alt yapı var. Sana göre yaptığınız şey neydi?

-Tarz olarak söylemem gerekirse yaptığım müziğe ''Hard'n Heavy'' diyebilirim. Sözleri, genel olarak sosyal içerikli konular, savaş, aşk, çevre kirliliği, karşıt düşünceler, üzerine yazmıştım. Şarkının rengine göre de müziğini hazırladım. Black Sabbath kökenli olduğum için şarkılarımın alt yapısında klasik rock sound'unu kullanmayı da ihmal etmedim tabii ki. Bazı insanlar, ''70'li yılların müziğini yapmış fakat biz 2000'li yıldayız'' diye yazsa da dergilerine, bu beni fazla etkilemez. Gördüğüm kadarıyla, yeni çıkan rock albümlerinde hala bu tarzı sıklıkla kullanan gruplar var...

 

İleriki zamanlarda belli olan projelerin var mı?

-Şu anda kayıtlarını yeni bitirdiğim bir albüm var. ''O KADAR DÜNYA'' adını taşıyor. 8 çalışma var içinde. 3 şarkı hard rock, diğerleri Türk motifleri ağırlıklı Anadolu rock. (Burada Anadolu rock dedim; fakat bazı kesimlerde Türk Rock olarak nitelendirenler var. Nedense ''Anadolu'' kelimesi onlara ters geliyor) Bu defa çok sert şarkılar yapmadım ve çizgimden de kaydım biraz. Hard'n heavy yaptım kimse iplemedi, şimdi Anadolu rock yaptım bakalım neler olacak !.. Eğer bu sefer de başaramazsam sonraki albüme öyle şarkılar hazırladım ki insanlar tepelerine bomba düştü sanacak.

 

Metale azalan ilgi nedeniyle, dinleyici kesimde daha alternatif tarzlara yöneliyor ve dolayısıyla metale olan ilgi azalıyor. Bu da albüm çıkartmak isteyen gruplarımızı zor durumda bırakıyor. Ki zaten albümleri olan gruplarında albümleri her yerde bulunmuyor. Şirketlerin(Zihni, Hammer...) dağıtım konusunda yetersizlik mevcut. Senin son zamanlarda Metale olan bakış açın nasıl olmuştur?

-Metal müzik hızla çöküşüne devam ediyor bu doğru fakat bunun nedeni sadece şirketler değil; gruplaşmalardır.( Bu sözlerimi her yerde söylüyorum.) İnsanlar farklı grupların peşinden koşuyor. Örneğin, bir festivalde 6 grup sahne alacaksa, her grubun fanları futbol maçlarında olduğu gibi ayrı köşelerde oturuyor. Kendi desteklediği grup sahneye çıkana kadar kimin müzik yaptığını umursamıyorlar bile. Üstelik kendi destekledikleri elemanlar sahneden inince o alanı terk-i diyar ediyorlar ve böylece yeni gelenlere hiç şans tanımamış oluyorlar. Diğer bir neden, neredeyse tamamen batılılara özgü akor ve teknikleri kullanmaları, taklitlerin abartılması. Batılı zaten kendi müziğini yapıyor, ''biz kimin müziğini yapıyoruz !... yine batılıların müziğini.'' Rock sadece müzikte değil beyindedir, felsefede gizlidir, notalarda o felsefenin harfleridir. Baştan aşağı küfür dolu bir şarkının felsefesi nerede gizli acaba, ne verir insanlara, ne anlatır! Neyse ben bu konuya bir girersem sayfalar yetmez herhalde... Sözün özü; İnsanlar bir bardak çayı şekersiz de içebilir ama tuzlu içmesi mümkün değildir...

 

Samsun'da yaşayarak ülkemizdeki rock faaliyetlerini yeterince takip edebiliyor musun? Hiç İstanbul'a taşınmayı düşündün mü?

-Samsun da yaşamak bu faaliyetlerden uzak kalmama neden oluyor tabii ki. Elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum ama yeterli olmadığını söyleyebilirim. İstanbul'a taşınmak her an yapmayı düşündüğüm bir şey ama önümü görmeden yola çıkmak istemem doğrusu.

 

-Eklemek istediğin veya iletmek istediğin şeyler var mı?

-Her zaman barışçı ve rock'çu kalın. Ayrıca, Serkan sana da çok teşekkür ederim; bana içimi dökebilme fırsatı verdiğin için, sağ ol dostum.

Görüşmek üzere...

/Serkan  BEYDE

 

Serkan BEYDE Kimdir? Bkz:

http://www.benimblog.com/profiles/serkanbeyde/

 

 

KAYNAK:

http://turgayasan.rockmekan.com/grup_hakkinda.htm

 


Tarih: 16:38, 11/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Güllerin Ardındaki Şehir


 


Tarih: 10:02, 10/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

İSMET NEDİM İle Röportaj


"Özgür olmayan sanatçı yaratamaz!.."

 Sanatçılar, düşünürler ve bilim adamları soluk alamadıkları yerlerde duramazlar. Onlar için soluk almak sadece nefes alıp vermek değildir. Yaratıcılık onların oksijenidir. Sanatlarını özgürce icra edemiyorlarsa, yapacakları yenilikler köstekleniyorsa, oldukları yerde daralırlar; nefes alamaz olurlar.. Bu, sanatın bütün dallarında böyledir. Yazar olsun, düşünür olsun, müzikten tiyatroya, resimden filme; her sanatçı uğraş verdiği alanda özgürce çalışmak, özgürce yaratmak ister.

 

Nasıl ki, 30'lu yıllarda Hitler'in baskısından, Atatürk'ün Türkiye'de bağımsız "fikri hür vicdanı hür kuşaklar" yetiştirmek için kurdurmuş olduğu üniversitelere sığınan öğretim üyeleri olmuşsa; 80'li yıllarda da aradıkları yaratıcı ortamı Türkiye'de bulamayıp, başka ülkelere sığınan Türk sanatçıları, yazarları, bilim adamları ve düşünürleri olmuştur. 80'li yıllarda birçok sanatçı, yaratıcılığını yurtdışında sürdürmüştür. Bugün bunların bir kısmı geri dönmüş, bir kısmı ise hala yurtdışındadır.

 

İşte bunlardan birisi de 80'li yılların başlarında Berlin'e gelmiş olan Hafif Türk Sanat Müziği'nin öncüsü ve çok sazlı Türk müziği dönemine öncülük etmiş, "Han Duvarları", "Agora Meyhanesi", "Karadut", "Arım Balım Peteğim", "Ben Kimi Seveceğim" gibi besteleriyle, 60'lı ve 70'li yıllarda sanatının doruğuna çıkmış üstad İsmet Nedim (Saatçi')dir. 12 Eylül'den o da nasibini almış, alışılmışın dışına çıkmak istediği, Türk Sanat Müziği'ne yenilik getirmek istediği için devamlı engellenmiş. Kendisiyle, Türkiye'den ayrılış sebebi, Türk müziğinin bugünü-yarını, nostalji, çoksesli müzik, bir zamanlar ülke çapında meyhane kültürünün bir simgesi haline gelen, Türkiye'nin dört bir yanında açılan meyhanelere aynı ad verilmiş olan "Agora Meyhanesi" adlı şarkı üzerine ve 20 yıllık bir çalışmanın  ürünü olan şair Mehmet Akif Ersoy'un şiirinden bestelediği "Ezilenler" bestesi üzerine söyleştik.


 

Türkiye'den ayrılış sebebiniz?

 Ben, Türkiye'de Türk Sanat Müziği'ne yenilikler getirmek istedim. Ancak alışılmışlığın dışına çıkmak istemeyen, yeniliğe karşı olan bazı yobaz kişilerce engellendim, bir şey yapamaz, konuşamaz olmuştum. Özgür olmayan bir toplum, sanatçı yaratamaz!

 

Yaratamayan bir sanatçı da sanatçı sayılmaz!.. Hiç elleri bağlı bir ressam düşünebilir miyiz? İşte, tam o sıralarda, bir konser turnesinde, Berlin Belediyesi tarafından müzik doçentliği teklifini kabul ettim. 

 

 Berlin öncesi, Türkiye'deki sanat yaşamınızı kısaca özetler misiniz?

 1936'da Samsun'da doğdum. Türk Sanat Müziği'ne Samsun Müzik Kulübü'nde başladım. Daha sonra İstanbul Belediye Konservatuvarı'na girdim. Şerif Gümeriç, Fahri Kopuz, Muammer Sun, Ruşen F. Kar, Muzaffer İlkar gibi değerli üstadların öğrencisi oldum. Konservatuvarı bitirdikten sonra 1958'de Ankara Radyosu'na girdim. Aynı yıl beste denemelerine başladım.

 

 

 Sizin olay yaratan bir besteniz var: Agora Meyhanesi. 2000 yılında son 50 yılın en güzel şarkılarından biri seçildi...

"Agora Meyhanesi"ni 60'lı yılların ortalarında sevgili eşim için besteledim. Eşimin şiir defterinde yer alan bir şiirdi. Şiiri beğendiğini, kendisi için bestelememi söyledi. Yani bu güzel şarkıyı bestelememe sebep eşimdir. Sözleri Dr. Onur Şenli'ye aittir. Hatta bu şarkıyı günlerce karanlıkta, mum ışığında besteledim. Çünkü o günlerde karartma geceleri vardı. İlk yaptığım besteyi eşime beğendiremedim. 

 İkinci kez bestelediğimde beğendi. Odeon Plak Şirketi'ne okudum. Çok beğenildi. O kadar çok tuttu ki, Türkiye meyheneleri isim değiştirip Agora Meyhanesi ismini almaya başladılar. Bu şarkı yüzünden bir de mahkemelik oldum. Sebebi de; plakların üstüne Onur Şenli isminin yazılmadığını iddia ettiler. Oysa yazılmıştı. Sanıyorum sansasyon yaratmak istemişlerdi. Benden sonra Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses ve Gönül Yazar gibi sanatçılar okudular. Şimdi ise Muazzez Ersoy yorumluyor.

 

Şimdi aynı olayı Yeni Asır gazetesinden alıntılayalım

 " Bizim yaşlarımızda olup da, kadın olsun erkek olsun, "Agora Meyhanesi" denilince, belleğinin kıvrımlarında melodisi yankılanmayan hemen hemen yok gibidir. İşte bu ünlü şarkının bestelendiği şiirin sahibi, İzmirli doktor Onur Şenli... Agora Meyhanesi'nin öyküsü şöyle anlatıyor: " Ben demiryolcu bir ailenin çocuğuydum. Bu şiiri 1959 yılında 19 yaşındayken yazdım. Bir başka demiryolcu ailenin kızına aşıktım. Tabii platonik bir aşk. Aslında o dönemde Agora Meyhanesi diye bir yer yoktu. Aslında şiirin ismi böyle değildi... Fakat yayınlandığı dergide (Ege Ekspres) bu isim verilmiş." (Berlin Merhaba Dergisi'nin katkısıyla hazırlanmıştır.)

 

Agora Meyhanesi, sonra İsmet Nedim tarafından bestelenip, Gönül Yazar tarafından plağa okunmuş. Ama ilk plaklarda eser sahibi olarak Onur Şenli'nin ismi yokmuş. Şenli, şiirine sahip çıkmak için epeyce mücadele vermiş. Davalar açmış, tazminatlar kazanmış. "Agora Meyhanesi", ülke çapında meyhane kültürünün bir simgesi olmuş, yıllarca Türkiye'nin dört bir yanında açılan meyhanelere "Agora Meyhanesi" denmiş... (Akşam Sefaları-Mehmet Şakir Örs/Yeni Asır)

 

Berlin'deki müzik çalışmalarınız?

 Berlin'de 1981'den 1998'e kadar müzik doçentliği yaptım. Kendimi tamamı ile beste çalışmalarına vermek için kendi isteğimle emekliye ayrıldım. Şimdiye kadar 100'ün üzerinde talebem oldu.

 

  Son yılların tartışması "Türk Pop Müziği" üzerine görüşleriniz?

 Bugünkü yapılan Türk Pop Müziği tamamen Batı müziğinin etkisindedir. Onun için bunun adına Türk Pop Müziği diyemeyiz. Çünkü bizden bir şeyler yok. Tabiiki müziğimize katabileceği şeyler de var. En azından enstrümanları değiştirmiş, ilaveler edilmiştir. Sözler yönünden bazı kişiler tenkid edilebilir. Fakat öyle güzel sözler kullanan sanatçılar var ki, takdir etmemek elde değil.

 

 Son yılların "nostalji" modasına ne dersiniz? Nostalji yapmak sizce kolaya kaçmak mıdır?

 Sanat, Türkiye'de hafife ve kolaya kaçıyor, gittikçe bozulup melezleşiyor; özelliğini kaybediyor, zayıflıyor. Bizde taklitçilik çok ilerledi. Nostalji, eski eserler demek olduğuna göre, demek ki, nostaljide sanat varmış. Şimdikiler kolay, nostalji ise daha zor.

 

Yaklaşık 50 yıldır müzikle iç içesiniz. Bugün çoksesli müzik alanında Türkiye'de gelinen nokta?

 Henüz bizim kendi musikimiz yok ki, çokseslilikten bahsedelim. Bir kere esas olarak Türk müziği nedir olayı ortaya konmalı, ondan sonra çoksesliliğe başlanması gerekir. 1970'ler de ilk olarak Batı enstrümanlarını koyarak Ankara Radyosu'nda başladım. O zamanlar TRT tarafından aforoz edildim. Bütün sazlarım elimden alındı. Çünkü birçok kişinin menfaatına dokundu. Beş on kişinin menfaati için çokseslilik harcandı!.. Onların tek müdafaları vardır, o da: "Türk müziği çoksesli olursa Türklük bozulur"... Hayır efendim, çokseslilik Türk müziğini bozmaz! Atatürk'ün bir sözü var: "Bir milletin medeniyeti musikisi ile paraleldir."

 

 Çoksesli müziğin kısaca tarifi...

 Bir anda birçok ayrı sesin duyulmasıdır. Akıp giden müziğin bir andaki kesitinden duyulan ayrı ayrı seslerdir.

 

Kim demişse "Müzik ruhun gıdasıdır" demiş. Türkiye'de son yıllarda yapılan müziğe bakarak aynı sözü siz de söyler misiniz?..

Türkiye'de yapılan müzik, ruhun değil; vücut hareketlerinin gıdası oldu; ruh unutuldu...

 

Günümüz yorumcuları hakkında düşünceleriniz?

Hakiki sanatçı, dinleyicisine kendisini alkışlatmak için eliyle tempo tutmayan kişidir! Halk beğenirse zaten alkışlayacaktır. Fakat halkımız, iyiye de kötüye de alkışlamaya alıştırılmış. Düşünün, sanatçı, Makber'i okuyor, halk alkışlıyor. Makber bir ağıttır; ölümden bahseden bir eserdir. Ancak, okuyan sanatçı halka alkışlaması için tempo tutturuyor. Böyle bir şeyi bizden başka bir yerde göremezsiniz!..

 

 

Son besteniz olan "Ezilenler"den biraz bahsetseniz...

 Ezilenler, adlı bestemin sözleri şair Mehmet Akif Ersoy'a ait. Yaklaşık 20 yıllık bir çalışmamın ürünüdür. Günümüz Türkçesine Mehmet Erguvan tarafından çevrilmiştir. Ezilenler, ezilen insanları anlatıyor.  Ezilen insan dünyanın her tarafında var; sadece Türkiye'de değil. Şiirin sözleri şöyle:

 

Şu simsiyah gecenin yok mu Tanrım sabahı

Mahşere mi kalacak yoksa mazlumun ahı

Ne zaman sorulacak zalimlerin günahı

Mahşere mi kalacak yoksa mazlumun ahı

Yeter artık dedikçe Tanrım dert ediyorsun

Bir parçacık saadeti bize çok görüyorsun

Zalime dur demiyor, merhamet vermiyorsun

Mahşere mi kalacak yoksa mazlumun ahı... Ve sonunda "Adaletin bu mudur ezmiyorsun ezeni..." diye gidiyor.

 

Bu eserinizi kim yorumlayacak?

 Eseri kim dinlediyse; "İsmet Bey, bu eseri sizden başkası yorumlayamaz." dediler. Aynı şekilde bir iki plak şirketi de "Bu esaslı bir tenor işi" diyerek eserdeki tavrı ve komposizyonu en iyi benim verebileceğimi belirttiler. Dolayısıyla kendi eserimi yorumlamak bana kaldı. Ezilenler, ses tekniği ve sanat isteyen bir eserdir. Sadece bağırmakla söylenecek bir eser değildir.

/Adem DURSUN / MERHABA / BERLİN  

http://www.tiyatrom.com/adem_dursun_055.htm

 


 

 

İsmet Nedim Saatçi Film Müzikleri

Han Duvarları, Agora Meyhanesi, Karadut, Arım Balım Peteğim, Ben Kimi Seveceğim gibi besteleriyle 60´li 70´li yıllarda sanatının doruğuna çıkmıştır. ´de Ankara Radyosu´na girmiştir. 1981´den beri Berlin´de yaşamaktadır. 1998´e kadar müzik doçentliği yapmıştır. Berlin´de yüzlerce öğrenci yetiştirmiştir.

 

Film Müzikleri (7 Film)

Rabia / İlk Kadın Evliya 1973

Hak Yolu 1971

Ferhat ile Şirin 1970

Bana Derler Fosforlu 1969

Kader 1968

Kalpsiz 1966

Büyük Yemin 1963

http://www.sinematurk.com/kisi.php?7339


 

 

İsmet Nedim Diskografisi İçin bkz.

http://www.diskotek.arkaplan.com.tr/catalog/product_info.php?cPath=22&products_id=222&osCsid=1e2685d5f9

 

 


Tarih: 13:30, 7/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun Musiki Cemiyeti Almanya'da


Samsun Musiki Camiyeti "SILA KONSERLERİ"  İçin  Almanya'da.

Kafile Başkanı Fuat ÇANAKÇI. 


Tarih: 20:51, 6/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun Tarihi Kronolojisi


 

M.Ö 10.000       MEZOTOLİK (ortataşdevri)

M.Ö   6.000      PALEOLİTİK (eski taş devrine ait eserler /TEKKEKÖY)

M.Ö   1.600      Gaskalar (Faskalar) dönemi

M.Ö   1.200      Frigler ele geçirir - Hititlerden

M.Ö      546      Pers Hakimiyeti -Lidyalılardan

M.Ö      331      Büyük İskender -Perslerden

M.Ö      225      Pers Kralı Mitridat -B.İskender(Makedonyalılardan)

M.Ö        64      Roma İmparatoru Pompeius

1185                 Anadolu Selçuklu Hükümdarı II.Kılıçarslan

1204                 Bizansın idaresine olan Gavur Samsun İznik rum İmparatoruna bağlandı

1243                 Moğol istilası

1297                 İlhanlılar, Pervaneoğulları

1322                 Çandaroğulları

1348                 Tacettinoğulları

1393                 Kubatoğulları

1398                 Yıldırım Beyazıd

1402                 Timur' un istilası

1419                 Amasya Sancağına

1425                 Sultan Çelebinin Ele geçirdiği G.Samsun'un Hıristiyanlar tarafından  yakılması

1425                 Sivas eyaletine bağlı Canik sancağı oldu

1514                 Erzincan eyaletine bağlanır.

1869                 Şehrin tamamı yandı

19.yy sonları     Trabzon Vilayetine bağlı Mutasarraflık

1915                 Ruslar tarafından 4 kez  topa tutuldu.

1918                 Canik Sancağının merkez kazası

15.02.1919       İngiliz Hintli işgali

19.05.1919       Atatatürk'ün Samsun'çıkışı

26.06.1921       Rum Nüfusun Tenkili

1922                 Rum ayaklanmalarının bastırılması

1923                 Rumlar Yunanistan'a gönderildi

 


Tarih: 00:31, 4/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun Anadolu Lisesi (Maarif Koleji)


Yatili Okulda Bir Ömür

izlemek için linke tiklayiniz lütfen

http://www.youtube.com/watch?v=-26nXkvlvyo

 

TARİHÇE

Okulumuz 8 Aralık 1955 tarihinde, şimdi yıkılmış olan, Eski Samsun Müzesinde Samsun Maarif Koleji adı ile 26 yatılı öğrencisiyle eğitim öğretime başlamıştır. Sırasıyla eski Kız Sanat Enstitüsü, eski Merkez Ortaokulu binalarında öğretim yapan Maarif Koleji ilk mezunlarını 1961-1962 öğretim yılında vermiş; 1964-1965 öğretim yılında 12 gündüzlü kız öğrenci alınmıştır. 30 dönüm alana kurulan bugünkü tesislerine 1971-1972 yılında taşınmıştır.

 

Okulun adı 1975 yılında Samsun Anadolu Lisesi olarak değiştirilmiştir.

http://www.sal.net.tr.tc/


 

Samsun Anadolu Lisesi

8 Aralık 1955 de kurulan, eski adı Samsun Koleji olan, benim de 89 mezunu olduğum özlenesi okul.

 

Eskiden basket maçlarında "do do do, si si si, Anadolu lisesi" gibi naif tezahüratlar yaptığımız okul.

 

Zeynel Özdemir adlı Disiplin Kurulu Başkanı, Müdür Yardımcısı hala orda mı diye merak ettiğim, 1996 mezunu olduğum lise.

 

İlk aşkımı yaşadığım, karakterimin şekillendiği, ailemden çok zaman harcadığım, acı tatlı tüm gençlik anılarımın panoramasını oluşturan, oflaya puflaya çıkılan dik yokuşun sonundaki Samsun'un en harbi okulu!

 

Mezun olalı dokuz koca yıl geçen, (1993–2002) yedi sene boyunca benim de tırmandığım yokuşunda erk yaptığım okulum. Ayrıca, o yedi seneyi yatılı okumanın da tadı bir başka kaldı belleklerde. Hüseyin yargan benim de hocamdı, sonra marodana Osman(güç) vardı. Dersime gelmedi ama Uğur Berk de unutulamaz. Şimdi burada(İstanbul) birkaç mezun arada sırada bir araya gelip eski günleri yâd ediyoruz. Ayrıca Ankara’da olanlar da her ayın ilk pazar günü Sarpi’de pide gününü kaçırmasın derim.(iki sene önce ben Ankara’da iken vardı böyle bir güzellik. Umarım hala vardır.)

 

Sınavda kazanıp hazırlığını okuduğum okul. [daha sonra Antalya’ya gittim fakat Samsun Anadolu Lisesinin yarısı güzellikte bile olamaz o okul.] kapalı spor salonu, tribünleri o zamanlar ne olduğunu ayırt edemediğim masa tenisi robotları bile vardı. 2 yıllık basketbol kariyerimin Antalya’ya gelmemle sona erdiği okul. Ayrıca sanırım ilkokulda bizim sınıftan orada okuyan tek 1 arkadaşım vardı. Ne oldu bilmiyorum.

 

Hüseyin YAZGAN, Samsun Anadolu Lisesi'nin efsane hocası. Ortadoğu'nun ve Balkanların en büyük tarihçisidir. Ankara Dil Tarih Coğrafya'da iken bunlar dokuz öğrenci imiş ve bunları on bir profesör eğitmiş.

 

Çeteleşmenin Samsun'da en çok yaşandığı okul, bıçak, çakı, sigara üçlemesi gırla fakat Samsun'daki tüm kafa insanların gittiği okuldur kendisi.

 

Her yıl LGS puanları düşen, arkadaşlarımın %60'ını alan okul.

 

1996 yılında hazırlığa başladığım, 3 sene okuduğum ve arkadaşlarımın geçen yıl mezun olduğu eski lisem. Kampusu bir Anadolu lisesi için büyüktür fakat konumu pek de iyi değildir. Okulun etrafında tek başına dolaşmak bazen zararlı olabilir.

 

yedi yıl boyunca, doyamadım ben sana, ölene kadar kolejliyiz anla, kolej aşkı bambaşka” diye şarkısı olan güzel okul.

 

 hey hey kolejim” diye bağırırdık basket maçlarında. Bir de “kolej yolu yokuştur” vardı süper eğlenirdik.

 

Lise kampusu Samsun kentinin bir iki mimari nesnesinden biridir. Ufaktır ama tasarımı, örneğin, İTÜ ayazağa kampusundan daha başarılı daha yaşanılasıdır. Ben lisedeyken laboratuarları da başarılıydı. Altyapı olarak iyi olan bir lisedir. Gittikçe kalitesi düşen daha çok sınıf açalım kaygısıyla öğrencileri de hocaları da elemeye tabi tutamayan bir liseye dönüşmüş bir kurumdur. Yine Samsun’un en iyisidir ve bize de çok emeği geçmiştir sağ olsun.

 

Zamanında müdür yardımcılarının geç kâğıtlarını parayla satmaları sebebiyle Reha Muhtarla Show Haber'e çıkmayı başaran, birbirinden ilginç öğretmen ve yönetici kadrosuna sahip eğitim öğretim kurumu.

 

Böyle kubbe gibi bir spor salonu olan okul. Japonların yaptığı söylenir (spor salonunu). Tribünlerin altından hava aldığı üzere kışın çok soğuk olur.

 

Cuma günleri törenlerden kaçmak için arka taraftaki soldan ikinci sıradaki kırılmış metal çitlerin arasından kaçmanın verdiği zevki bir başka olan özellikle o günü beklediğimiz okul. En son gittiğimizde çubuğu kaynaklamışlardı. Üzüldüm yeni nesil için...

 

1995 yılında mezun olduğum, dik yokuşlu, Samsun'un en afilli, en tatlı insanlarının okuduğu ki benim mezun olduğum dönem'de Türkiye'nin sayılı liselerinden biri olma özelliğine sahip üniversite ayarında ortamı ve bugün itibariyle 49 yıllık tarihi ile Samsun ve Türkiye'nin en eski okullarından birisi.

 

Bir senesinin insanın içine işleyebildiği ifade edilen okulum. Varın yedi sene yatılılığının insanın nerelerine işleyebileceğini siz tahmin edin.  Haber aldım ki Samsun'da puan olarak üçüncü sıraya gerilemiş. Bir zamanlar Karadeniz'in en iyi okuluydu bu okul. Türkiye'de de ilk onda idi.

 

1955 yılında kurulan altı maarif koleji'nden biri idi. (Diğerleri Kadıköy, Bursa, Konya, Bornova ve Diyarbakır maarif kolejleridir.) Aslında tam bir kampustu. Çoğu tabela üniversitesinden daha geniş alana kurulu, kapalı spor salonu futbol, basketbol sahaları, kocaman yemekhanesi, bin kişilik yatakhanesi olan ve hatta arazisinin bir kısmına başka okul ve lojman yapılan bir okuldu. Türk eğitim tarihinde önemli bir yere sahipti. ÖSS ve ÖYS'de sık sık Türkiye derecesi çıkarır ilk yüze pek çok öğrenci sokardı.

 

Dejenerasyon, yetmişlerde Maarif Kolejlerinin adının Anadolu Lisesi yapılıp her yere Anadolu Lisesi açılması ile başladı. Hiç bir kritere dayanmadan abuk sabuk yerlerde açılan Anadolu Liseleri ile önce Anadolu Lisesi adı ucuzladı. Ama yine de köklü eğitim kurumları varlıklarını devam ettirdiler. 1988-1899 öğretim yılında ise çıkan bir kanun mu yönetmelik mi her neyse onunla Anadolu Lisesi sınavlarında herkese kendi İlini ya da üç büyük şehri seçme zorunluluğu getirildi. Önceden merkezi sınavla başarısına göre Kahramanmaraş'tan, Muğla'dan, Karaman'dan ve Anadolu'nun pek çok yerinden öğrenci alan okulu sadece Samsunlular tercih edebilecekti artık. Seksenlerin ilk yarısında beş yüz civarında olan yatılı sayısı 1993'te yetmiş seksene kadar düşmüştü. Ki beş yüz yatılı varken okulun öğrenci sayısı bin civarı idi. Doksanların başında ise öğrenci sayısı iki bine vurmuştu. Eskiden yatılıların yatakhanede etüt odası olan salonlar derslik olmuş, bu da yetmemiş yatakhaneler de dersliğe çevrilmeye başlanmıştı. Aslında bu süreçte yok olanlar anılardı.

 

Ve son darbe sekiz yıllık kesintisiz eğitimle vuruldu. Egemenlerimiz İmam Hatip Okulları yüzünden tüm eğitim sistemini hallaç pamuğu gibi attılar. On bir on iki yaşında hazırlık eğitimi ile başlayan yedi yıllık Anadolu Lisesi eğitimleri ortaokuldan sonra devam edilen alelade bir lise eğitimine dönüştü. Çarpık eğitim politikaları saygın bir tarihi olan bu okulu en son şimdiki haline getirdi. Son olarak duydum ki yatakhaneler derslik olarak Samsun Anadolu Lisesi'nin Samsun'daki en büyük rakibi Namık Kemal Lisesi'ne kiralanmış. Samsun Anadolu Lisesi bir efsaneydi.

 

Kız erkek ilişkilerinin okul yanındaki cafelerde pekiştiği hatta olayı kameralarla belgeleyen abazan öğrencilerin barındığı okul.

 

90’ların başındaki hali nefisti. O zamanlarda bile Türkiye’nin en çok öğrenci alan ve doğal olarak en kalabalık Anadolu Lisesi olmasına rağmen öğrenci kalitesi yüksekti hep. Türkiye’de hiçbir lisenin sahip olmadığı bir kampüsü vardı. Hatta kampüs alanı fazla geliyordu ve bu alana dahil bir meslek lisesi ve bir de ilkokul vardı.

 

Kısaca “SAL” denilen okul.

 

SAL ile ilgili olarak, demokrat bir adam olarak bildiğim babamın; 12 eylül 1980 günü sabahı, fındık harmanında radyo dinlerken, birdenbire taklalar atarak sevinçle haykırdığını hatırlıyorum, bir de. anlayışla.


BELLETMEN

1987-1988 öğretim yılında yatakhaneye bir belletmen gelir. Kendisi Samsun İmam Hatip Lisesi'nde edebiyat öğretmenidir. Hocanın boyu çok kısadır ve öğrenciler üzerinde otorite kuramaz.

 

Yatakhanede belletmen odalarının asma kilidi vardı. Çıktıkları zaman odalarını dışarıdan kilitlerlerdi. Akşam etüdünden çıkıp yatma hazırlıkları için yatakhane kısmına geçen orta bir’lerden birinin gözü bahsi geçen belletmenin kapısına ilişir. Hoca içeridedir. Aklından bir şeytanlık geçer ve arkadaşlarına açar. "Bir asma kilit olsa da şu kapıyı kilitlesek."der.  Arkadaşlarından biri bir kilit bulup getirir buna. Kendisi bir kapıya bir kilide bakar ama yemez.  Oradan geçen biraz safcana bir üst sınıfa "şu kilidi şuraya taksana" der ve o da takar.

 

Kısa bir süre sonra olayın kokusu çıkar. Hoca dışarı çıkmak ister ve mahsur kaldığını anlar. Kendine has şivesi ile "kurtarun benüüü!!!" diye bağırmaya başlar. Fikir kendisinden çıkan heyecanla üstünü bile değiştirmeden etüd salonlarına kaçar. Üst sınıflar keser filan bulup kapıyı açarlar. Hoca eline bir cetvel ya da sopa geçirip etüd salonlarına dalar. Görünümü trajiktir. Alnından ter, gözlerinden yaş akmakta ağzı köpürmüştür. Belli belirsiz "kim kütledü lan benü?" demektedir. Yılanın başı ayağa kalkar ve "hocam sizi mi kilitlediler? kim kilitledi hocam?" deyince hoca iyice kızar ve "oturrrr" diyerek yerine oturtur bu saygısızı.

 

Daha sonra nasıl oldu bilinmez, kilidi takan ele geçer. Hoca ve üst sınıflarla birlikte bir odada mahkeme kurulur. Kilidi verenler de ele geçer. Mahkemenin kurulduğu oda fikir sahibinin odasının yanıdır. Yargılama sesleri içeriden duyulmaktadır. Kilidi takan gerçekten kimden aldığını hatırlamamaktadır. Kilidi verenler ise arkadaşlarını ele vermemektedirler. Hepsi bayağı bir dayak yerler, disiplinle korkutulurlar ve olay kapatılır.


 

Şu acı olayın yaşandığı okul. http://www.ntvmsnbc.com/news/374449.asp

 

Bu nasıl bir dünya, nasıl bir ülke? Lise öğrencisi çocuklar sokak ortasında kurşunlanıyor. Ölenler benim yüzlerini hiç göremediğim kardeşlerim. Okulda bizim yıllar önce oturduğumuz sıralara gidiyorlardı, bizim bahçede teneffüslerde turlayacaklar, belki tuvaletlerde gizli gizli sigara içeceklerdi. Sözlüye kalkan ben olmayayım diye dua edecek, beden dersinde maç yapmak için tutuşacaklardı. Bir iki yıl içinde ÖSS de hem kendi gelecekleri için, hem de okullarının başarısı için ter dökeceklerdi. Artık onlar için hepsi yalan oldu. Hayatlarının baharı tamlaması, tam da bu yaştaki kardeşlerimiz için söylenmiş sanki...

 

Çok acı bir olaya sahne olmasıyla beni derde salan okulum..

 

Benim de bir arkadaşım ölmüştü lise yıllarında, arkadaşlarının gözlerindeki acı çaresizlik katlanılır bir şey değil, anlatılır bir şey değil. Klavyem sus diyor bana.

http://sozluk.sourtimes.org

 

 


Tarih: 16:57, 3/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Buradan Bakınca Samsun


FOTO: www.sal.net.tr.tc

 


Tarih: 12:05, 3/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Ya Uçaktan Bakınca


Foto: www.sal.net.tr.tc

 


Tarih: 00:07, 3/4/2007 Kategori: Genel
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->