Hakkımda
İlimiz Samsun ile alakalı her şey; tarih, kültür, edebiyat, siyaset, magazin...
Samsun Kent Kültürü Dergisi Arşivi
wowturkey.com Samsun Fotoğraf Arşivi Ziyaret Ediniz
Bağlantılarım
*
*
*
Kategoriler
LİNK
samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü
Yakakent ve Alaçam Memleket Mektupları
|
Üstad İsmet Nedim Yazıyor!

Türkiye’mizde Türk Sanat Müziği bugün çok sevilmekte ve tutulmaktadır. Ben çok küçük yaşlarda iken, yurdumuzda hiçbir şehirde (İstanbul hariç) musiki cemiyeti ve dernekleri yoktu. Gayet iyi hatırlıyorum. “Ah” derlerdi, “Bir İstanbul’a gidebilsem, oradaki üstadlardan ders alsam.” Çünkü o zaman yalnız İstanbul’da vardı bu dernekler. Büyük müzik otoriteleri yalnız İstanbul’da idiler.
Bizler, kulaktan müzik öğrenirdik. Fakat o büyük hocalara erişmek bir hayaldi bizler için.Nihayet bir gün, Samsun’da musiki derneğinin kurulmuş olduğunu haber aldık. Büyüklerimiz musiki derneği kurmuşlardı. Bir gün toplanıp gittik, keman, ud, kanun, ney gibi musiki aletleri çalınıyor, koro şarkılar okuyordu. Aklımızda kaldığı kadar, Taner diye bir müzisyen, Kemal Sezen diye bir zât girişimde bulunmuş, İstanbul’u bizlerin ayağına getirmişlerdi.
Ben, Nejat, Kemal, Ahmet (Dım Dım) şaşırdık. Üstadların önünde hep nota vardı ve eserleri nota ile geçiyorlardı. Allah’ım, bu ne imkândı, nota, makam, usûl, ilmî bir çalışma. İşte o zaman bir hiç olduğumuzu anladık. Rica minnet bizler de cemiyete girdik. İlk feyiz aldığım yer burası olmuştur.
Bu temele dayanarak neler yapıldığını sonradan daha iyi anladım. Şimdi ise bu cemiyet, bir konservatuvar seviyesine gelmiştir.
Üç gün evvel Samsunlu arkadaşım gazeteci Ayhan Aydın, Berlin’e 60 kişilik koskoca musiki cemiyetini getireceğini söyleyince çok şaşırdım. Kendisini alnından öpmek gerekirdi. Çünkü bu olağanüstü bir başarı idi. Cesaretini takdirle onun musikiyi ne kadar sevdiğini anladım. Ayhan Aydın gibi kişiler (müzikten anlayan) bu memlekete çok çok lazımdır. Şimdi Samsun Musiki Cemiyeti’nin başında büyük bir müzisyen, üstâd, sanatçı Taner Çağlayan vardı. Hakiki Türk müziğini çok iyi bilen ve yeniliğe açık bir kişi ile Samsun ve bizler ne kadar öğünsek yeridir.
Repertuvarlarını gördüm. Olağanüstü bir çalışma semeresi, müzik kitaplarını gördüm, çok faydalı, hiçbir yanlışı yok.
Sevgili okuyucular, size bir şey söylemek isterim. Ben, konservatuvardan ve TRT’den yetiştim. En büyük hocalardan bu sanatın inceliklerini öğrendim, size bir sır vereyim ama kimse duymasın; Konservatuar notalarında yanlış var, radyonunkinde var, fakat Samsun Musiki Cemiyetinin notalarında hatâ yok. Kendilerini tebrik ederim.
(Kaynak: Tercüman Gazetesi, Berlin İlavesi, 24 Ekim 1986 )
Elektronik Ortama Aktaran: Salih M. KOŞAR
BİR ANI
İsmet Nedim’ üstad Saadettin Kaynak’ın bir hatırlatması:
“Geçenlerde Samsun’a uğradım. Musiki dernekleri bana bir müzik ziyafeti vereceklerini söylediler. Güldüm. Kendilerine itimatlarını takdir etmiştim. Fakat şunu gördüm ve işittim. O gece eserlerimi en büyük üstadlardan daha ruhlu okudular.”
Konuşma: Koşuyolu-İstanbul, 12 Mayıs 1956, İsmet Nedim-Saadettin Kaynak
|
Tarih: 18:31, 7/4/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Samsunlu olabilmek...

/ Lütfi Keskin
Samsunlu olmak ne demektir? Yani, Samsunluluk ruhu diye bir ruh var mıdır? Kimler Samsunlu olabilir? Samsunlu mu doğmak gerekir, ille de bu şehirli olabilmek için?..
Bana göre bu kentin en önemli meselesi budur. Bu meseleye en kolay ve çabuk çözüm bulduğumuz anda diğer tüm açmazları da çözmüş olacağız. Ama, önce bu konuya açıklık getirmek zorundayız…
Öncelikle bu şehirde yaşayan herkesin Samsunlu olma mecburiyeti yoktur. Ama, hemşehrimiz olma iddiası taşıyan işçisi, köylüsü, memuru, amiri, işadamı, yatırımcısı, siyasetçisi ve idarecisi, kısacası bu şehirden ekmek yiyen herkesin kendisini “Samsunlu” hissetmesi zaruridir… Aksi takdirde Samsun, sürekli kaynak aktaran ve kan kaybeden bir şehir olmaya devam edecektir…
Hele hele Samsunlu olmak için Samsun’da doğmak şart değildir. Kaderini, istikbalini ve geleceğini, hatta çocuklarının istikbalini Samsun’un kaderi ile bir gören herkes, nerede doğmuş olursa olsun bize göre Samsunludur…
Biz ne insanlar biliriz, ana ve babasının cenazesini dahi Samsun’da bırakmayan ve yüzlerce kilometre uzaktaki doğduğu yerlere götüren ama bu şehirde milyarder olmuş. Bu tiplerden bu şehre hiçbir katkı beklemiyoruz. Ama, yine ne insanlar tanırız, yurdumuzun en ücra köşelerinden gelmiş, hatta yurt dışından göç etmiş, bu şehirde mevki ve makam kazanmış, servet ve itibar sahibi olmuş, milletvekilliği ve bakanlık yapmış ama sonunda yine bu şehirde ömrünün kalan son günlerini Samsun’da geçirmeyi bir onur ve şeref saymış… Bu iki grup insandan sizce hangisi Samsunludur?..
Son 20-30 yılda Samsun’un milli ekonomideki yerinin 7'ncilikten, 36'ncılığa düşmesinin temel nedeni bu farkı anlayamamaktan geçiyor. Zira sonuçta yaşanılan beldeyi geliştiren ve kalkındıran en önemli unsur insandır. İnsanların ise beldesine katkıları niyetleri ile orantılıdır…
Sonuç olarak bu şehrin ekonomisine, çevresine, estetiğine, güzelliğine, sanatına ve tarihine, turizmine, tarımına, ticaretine, yatırımına ve gelişmesine hizmet edenler gerçek Samsunlu olanlardır.
Yıllardır söylediğim gibi “Nerede doğarsa doğsun, Samsun'da yaşayan herkes Samsunlu” olduğunu gururla söylediği gün bu şehrin makus talihi yenilmiş, parlak ve aydınlık bir gelecek başlamış olacaktır…
http://www.habergazetesi.com.tr/koseyazigoster.asp?kimlik=3363
|
Tarih: 17:15, 31/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Samsun için el ele

Samsun İlkadım Anıtı
(Samsun Büyük Otel Yanı)
Atamızın Samsun'a çıkarken Karaya İlk Adımını Attığı Nokta
/Ahmet Seven
Samsun tarihi durum ve coğrafi konumuyla ülkemizin en güzel şehirlerinden birisidir. Bu anlamda bu şehirde ne ararsanız var. Fakat bizim muhtaç olduğumuz en büyük varlık birlik ve beraberlik anlayışıdır. Her ne kadar bunu dil ile ifade etsek bile daha henüz bu konuda taşların yerine oturtulamadığı görülmektedir. Bulunduğunuz şehre eser kazandırmak istiyorsanız bir defa o şehri seveceksiniz. Sizin köyünüzü sevmeniz kasabanızı sevmeniz demektir. Kasabanızı sevmeniz, şehrinizi sevmeniz demektir. Şehrinizi sevmenizde ülkenizi sevmek demektir.
Geçenlerde Düzce de görev yapan bir tanıdığımla sohbet ederken söz şehirlilik bilincine geldi. Sözün bir yerinde, hangi şehirden olursa olsun Düzce de herkes kesinlikle Düzceliyim diyor dedi. Bunu bende yaşadım. Samsunda öyle değil, önce nereli ise onu, sonrada Samsunu söylüyorlar. Bu şehirde yaşayan herkesin şöyle göğsünü gere gere Samsunluyum demesi gerekmez mi? Kültür altyapımız ancak böyle kuvvetlenir. Ekonomimiz bu şekilde canlanır. Bir insanın en büyük ideali kendi memleketine yatırıp yapmasıdır. Samsuna böyle bir sevgi ile yaklaşılırsa burada yatırım yapandan geçilmez. Kayseri, Konya, Gaziantep boşuna mı ilerledi. Her davranışında İstanbul’u örnek alan bu şehirlerimize gidin görün.
Kayserililer biz İç Anadolu’nun İstanbuluyuz derler. Peki ya Gaziantep? Gazianteplilerde bizde Güneydoğunun İstanbuluyuz diyorlar.
Ya biz? Yani Samsun ne diyor bu konuda? Bu şehirde hayat yok diyerek karamsarlıklarımızı salgın bir hastalık gibi etrafa yayıyoruz. Olumlu davranış ve gelişmeleri görmezden gelirken öküzün altında buzağı arıyor bunları bir maharetmiş gibi anlatıyoruz. Kendi yetiştirdiği adamına sahip çıkmak yerine çelme atmanın hesaplarını yapıyoruz. Asayişte, ekonomide vs. olumsuz tabloları çoğaltıyor yaşanmayacak bir şehir olarak lanse ediyoruz. Ardından da kalkıp koca koca kelimelerle Samsun sevgisinden söz ediyoruz.
Samsunspor gibi bir takımın ikinci lige düşmesi bile bütün bu iç çekişmelerden kaynaklanmadı mı? Yatırımcıyı umutlandıran hatta teşvik eden bir sürü güzellikler var iken onu endişelendiren dahası ürküten tabloları canlı tutmak kimin ekmeğine yağ sürebilir ki? Sanırsınız ki Samsun dışında her ilde her şey mükemmel gidiyor. Oralar güllük gülistanlık ta buraya gelince her yer karanlık. Öyle mi sanıyorsunuz? Samsunu yalnızca baba ocağı sevgisi ile değil, aynı zamanda milli bir sevgi ile sevmek ve burada yaşamının tarihi bir bedelinin de olduğunu unutmamak gerekmez mi?
Filozof Beydeba’nın anlamlı bir hikâyesi vardır. Orada der ki; ” Birgün güvercin topluluğu bir avcının tuzağına düşerler. İlk anda her biri ayrı ayrı çırpınmaya başlarlar. İçlerinden bilge olan güvercin onların bu haline bakar ve; Arkadaşlar böyle giderse bir müddet sonra hepiniz güçten düşeceksiniz. Gelin hepiniz aynı anda kanat çırpın ve birde öyle kurtulmayı deneyin der. Güvercinler denileni yaparlar. Güçlerini ayna anda kullanırlar. Böylece avcının tuzağını da söküp götürürler”
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Samsunda tek tek çırpınma ve ayrı hesaplar peşinde koşmanın kimseye fayda getirmediğini ve de getirmeyeceğini herkesin bilmesi gerekir. Ne yazık ki Samsunda bugüne kadar bencil düşüncelerle ciddi bir güç kaybedilmiştir. Artık söz konusu Samsun olunca siyasetçisi, ekonomisti, yatırımcısı, medyası ile birleşip aynı anda kanat çırpmanın zamanı gelmiştir.
Bu erdemliliğin gösterildiği gün ciddi adımlar atılmaya başlanmış olacaktır. Artık ben yerine biz, biz yerine de hepimiz ifadelerinin yer alacağı Samsun görmek istiyoruz. Samsuna hizmet adına bir çivi çakanları hiç kimse unutmayacak onlara minnettar kalacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
Samsun için el ele gönül gönüle…
http://www.samsunhaber.com/default.asp?part=yazar_yazisi&yazid=448&sid=620623821
|
Tarih: 08:48, 30/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Biz Nereliyiz?

Samsun
/Osman Kara
Uzun zamandır düşündüğüm ama yazmaya fırsat bulamadığım bir konudur, bizim, yani şu anda Samsun’da yaşayan bizlerin nereli olduğu konusu. Biz nereliyiz? Ordulu muyuz, Trabzonlu muyuz, Bayburtlu muyuz? Yoksa Samsunlu muyuz? Ya da Samsunlu kim?
Konuyu biraz daha açabilmek için isterseniz işe, iki şıklı şu soruyla başlayalım: Biz Samsun’da yaşayan Trabzonlular, Rizeliler, Bayburtlular mıyız? Yoksa tam tersine, biz Trabzon’da, Rize’de, Bayburt’ta ya da bu güzel yurdun bir başka güzel ilinde doğmuş Samsunlular mıyız?
Ben kendi adıma “ Samsun’da yaşayan Sivaslıyım” demektense “ Sivas doğumlu Samsunluyum” demeyi tercih ediyorum. Ve doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum. Kent ve kentlilik bilinci ve kültürünün oluşması bu kabule dayanır. Kendimizi yaşadığımız şehre ait hissedemediğimiz sürece bir ayağımız yere sağlam basamayacaktır.
Bugün Samsun’da ülkenin birçok yerinden ama özellikle de Doğu Karadeniz’den ve Çoruh Vadisi’nden ya kendisi ya babası ya da dedesi göçüp gelmiş yüz binler yaşamaktadır. Buna bir de, kendi iradelerinin dışında vatanlarından sökülüp atılmış Balkan ve Kafkas Türklüğünü eklemek gerekir. Böylesine geniş bir kaynaktan süzülüp gelen suların bir havuzda toplanması ve bu kente bereket saçması için her derenin aynı havzaya akması ve birbirine karışması gerekmektedir.
Bu kaynaşma ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi maalesef Samsun’da da yeterince başarılamamıştır. Bırakın kaynaşmayı, iş zaman zaman gereksiz çekişmelere varmıştır. Bunda bazı yörelerden gelen insanlarımızın zaman zaman “ hemşeri dayanışması” gibi son derece masum ve anlaşılabilir bir duyguyu “ ötekileri dışlama” ve hatta “ ötekileri hepten yok sayma” boyutuna taşımalarının da rolü olmuştur.
Bu kentin kültürüne, ekonomisine, siyasetine, sporuna katkı sağlamak, destek vermek hepimizin ortak sorumluluğudur. Doğduğumuz yeri unutmamıza, oradaki hatıralarımızdan kopmamıza gerek yok. Kökün derinlikleri ne kadar bizimse dalın hür ufukları da o kadar bizimdir. Ben bu yazıyı kendimle ilgili bir beyan ve genelle ilgili bir soruyla bitirmek istiyorum: “ BEN SİVAS DOĞUMLU BİR SAMSUNLUYUM. SAHİ SİZ NERELİSİNİZ??? “
http://www.samsunhaber.com/default.asp?part=yazar_yazisi&yazid=564&yazar=.%20%20%20%20%20%20%20%20Osman%20Kara
|
Tarih: 00:01, 30/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kalkınma ve Samsun
|
/Engin Duran
Yaşam standartlarında yani ekonomik anlamda kişi başına gelirde artış yaşanırken eğitim ve çevre konularında iyileşmelerin yaşanması en genel anlamda kalkınmanın ifade edilmesidir. Ancak kalkınma sadece bu göstergelerdeki olumlu değişimlere bağlı değildir, bunların yanında birçok otorite tarafından kalkınmanın göstergesi olarak dikkate alınan göstergeler vardır. Bunlar genel olarak şöyledir: Yolsuzluk oranları, ekonomi ile siyasetin ilişkisi, okuma-yazma oranı, kültürel aktivitelere katılım oranları, kadın-erkek eşitliği, çocuk işçi olmanın serbestliği ya da yasal yaş sınırı, azınlıklara verilen haklar, beklenen yaşam süresi ve ortalama yaşam. Kalkınma için dikkate alınan göstergelere baktığımız zaman kalkınmanın neden bir süreç olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çünkü bu göstergelerde olumlu gelişmelerin yaşanması, zaman alan ve iyi bir planlama gerektiren çalışmalara bağlıdır.
Kalkınmanın tanımına deyindikten sonra uzun yıllar yaşadığım şehir Samsun’a kalkınma penceresinden bakacak olursak;
Samsun, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük metropol kentidir. Samsun’un nüfus yoğunluğu sebebiyle ticari ve sınaî yaşantısı canlıdır. Stratejik önemi nedeniyle de bölgedeki diğer illere göre avantajlı durumdadır. Karadeniz havzasına açılan ilk deniz kapısı ve İç Anadolu’ya açılan ilk kara kapısı olması özelliğiyle de bölgenin ticari yapısında önemli bir yeri vardır. Samsun, Cumhuriyet tarihinden bu yana Karadeniz Bakır İşletmeleri (KBİ), Azot ve Sigara fabrikaları ile başka büyük sanayi işletmelerinin kurulmasına zemin hazırlanmasına rağmen, tarıma dayalı bir ekonominin ön plana çıkması sonucu, kent halen bir endüstri kenti haline gelememiştir. Samsun’un özellikle İç Anadolu’dan Karadeniz’e açılan ilk kapı olması sebebi ile ticari hayatı sürekli canlı olmuştur. Buna rağmen özellikle de ziraata dayalı üretimin yapılması ve istihdamın sürekli bu alanda yoğunlaşması sebebiyle küreselleşen dünya rekabetine ayak uydurabilecek istihdamlar oluşmamıştır.
Coğrafi konumu nedeniyle Samsun her zaman kalkınma süreci içinde yer almıştır. Deniz, hava, kara ve demir yollarının hepsine birden sahip olması Samsun’a çok önemli avantajlar sağlamıştır. Ulaşım yollarının üstünde olması ticareti geliştirmiştir. Gelişen ticaretle Samsun zenginleşmiştir. Ancak Samsun ekonomisinde tarımın ağırlığının fazla olması, sanayinin ve ticaretin gelişmesine engel olmuştur. Buna somut bir örnek verecek olursak;2002 yılında Samsun’da kurulan “Mobil Santral” tarıma ve çevreye vereceği zararlar düşünülerek çalıştırılmamıştır. Bu santralin çalışmaması hem bölge ekonomisine hem de Türkiye ekonomisine büyük zarar vermiştir. Oysa santralin yapıldığı dönemde Çevre Bakanı Santralin çalışmasının çevreye zararlı olmadığını açıklamıştır. Samsun için ve bölge için çok önemli olabilecek bir yatırım atıl duruma bırakılmıştır. Benzer bir olay tersane yapımında gerçekleşmiştir. Samsuna yapılması düşünülen tersane siyasi tartışmalardan dolayı hala yapılamamıştır. Bu ve bunun gibi bölge ekonomisi için önemli olacak yatırımların ertelenmesi ve yapılmaması bölgenin kalkınma sürecine önemli zararlar vermektedir. Ekonomik olarak Samsun potansiyeli olmasına rağmen gerekli atılımları yapamamıştır. Organize sanayi bölgesi kurulmasına rağmen yeterli büyüklükte değildir. Samsun organize sanayisi bugün aynı bölge ili olan Çorum’un organize sanayisi yanında çok küçük kalmaktadır.
1975 yılında kurulan Ondokuz Mayıs Üniversitesi ile beraber şehrin sosyal ve kültürel çehresi de değişmeye başlamıştır. Kafeler, tiyatrolar, sinemalar ve daha birçok kültürel mekânlar açılmıştır. Kalkınmanın sosyal ve eğitim boyutuna üniversite çok önemli katkıda bulunmuştur. Ayrıca üniversitenin varlığı şehrin ekonomik açıdan da gelişmesine katkıda bulunmuştur. Şehre doğalgazın gelmesi ile beraber hava kirliliği sorunu çözülmüştür. Zengin bir akarsu çevresinin olması ve büyük barajların yapılması Samsun’un su sorunu yaşamasını önlemiştir. Özellikle son dönemde yeşil alan çalışmalarına hız verilmesi ve sahil düzenlemelerinin yapılması ayrıca imar çalışmalarının düzenli olması şehrin görüntüsünü güzelleştirmiştir. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Samsun, kalkınmışlık göstergesi olarak da dikkate alınabilecek Sosyo-Ekonomik gelişmişlik düzeyine göre sıralamada önemli bir ilerleme sağlayamamıştır.1996 yılında 76 il içinde 35.sırada iken 2003 yılında 81 il arasında 32.sırada yer almıştır.
Kalkınma sürecini henüz tamamlayamamış olan Samsun, coğrafi konumunun avantajlarını kullanarak kalkınma yolunda ilerlemektedir. Ancak tarıma dayalı ekonomiden kurtulma sürecini de kalkınma süreci ile birlikte yaşadığı için bu süreç yavaş ilerlemektedir.
http://www.samsunhaber.com/default.asp?part=yazar_yazisi&yazid=552&yazar=Engin%20Duran
|
Tarih: 00:00, 30/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Samsun’a Kafkasya ve Rumeli Göçleri
/Mümin Yıldıztaş
(...)
Anadolu’nun önemli bir liman kenti ve kesişim noktası olan Samsun'a ilk göçler, 1853-56 yılları arasında yaşanan İngiltere ve Fransa’nın da Osmanlı Devleti'nin safında yer aldığı Rusya’ya karşı yapılan Kırım Savaşı esnasında yaşanmıştır. Samsun, coğrafî olarak Kırım yarımadasının hemen karşı kıyılarında yer alması nedeniyle, Kırımdan Anadolu’ya gerçekleşen göçlerin ilk durağı olmuştur. Daha çok Eskişehir ve Ankara dolaylarına sevk edilen Kırım muhacirlerinden bir kısmı ise Samsunun Kılıçdede mahallesinde iskan edilmiştir.
Bu tarihlerde ve sonrasında Rusya’nın, Kafkaslar bölgesinde yaşayan halklar üzerinde hakimiyet kurma mücadelesi neticesi yerlerinden yurtlarından olan birçok Çerkez, Çeçen, Nogay, Adıge Tatar, Gürcü ve Abaza yine Anadolu’yu alternatif yurt olarak görmüşler ve Batum üzerinden gemilerle Samsun’a getirilmişlerdir. Bu göçmenlerin bir kısmı Anadolu içlerine hatta Suriye Filistin ve Ürdün taraflarına sevk edilmişken önemli bir kısmı ise, ilimizin Çarşamba ve Terme İlçelerinde iskan edilmişlerdir. Kafkaslardan yaşanan bu göç hareketi, 93 harbi olarak bilinen 1877-78 savaşı esnasında ise had safhaya varmıştır.
Çok büyük sıkıntıların yaşandığı bu yıllarda Rus katliamlarından kurtulabilen çok sayıda göçmen salgın hastalıklardan, yorgunluktan ve bakımsızlıktan yollarda yada konaklama yerlerinde vefat etmişlerdir. Geçen yazılarımın birinde de değindiğim, Kurupelit hakkında araştırmalar yapan sayın Mustafa Çakır, geçici konaklama yeri olarak kullanılan Kurupelit bölgesinde tutulan Nogay Muhacirlerinden 147 kişinin birkaç gün içerisinde yakalandıkları bir salgın hastalık neticesi ölmüş olduklarını Osmanlı Arşivi kayıtlarından tespit ettiğini söyledi.
Samsuna Balkan göçmenlerinin yerleştirilmesi ise, 1912-13 Balkan savaşları sonrasına rastlar. Büyük bozgunun yaşandığı ve o bölge halkı tarafından “Kaç-Kaç Seneleri” olarak tabir edilen bu yıllarda bir gurup muhacir de Samsun’da Kirazlık, Çırakman, Ökse, Devgeriş, Çinik, Çınarlık köylerine yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak Rumlar bu iskan muamelelerine şiddetle muhalefet ederek daha sonra Karadeniz Bölgesinde dalga dalga yayılacak olan Pontusculuğun ilk hareketlenmesini başlatmışlardır.
Samsun’a en yoğun ve düzenli muhacir iskanı ise, Lozan barış görüşmeleri esnasında 30 Ocak 1923 tarihli Türk-Yunan mübadele anlaşması gereği gerçekleşmiştir. Bu anlaşmaya göre İstanbul Rumları ve Batı Trakya Müslümanları haricinde, Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklular ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklular 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren zorunlu olarak mübadele (karşılıklı yer değiştirme) edileceklerdi.
Bu çerçevede Türkiye’den Yunanistan’a yaklaşık olarak 1.200.000 Rum giderken Yunanistan sınırları içerisinde kalan Türk topraklarından gelen Türk sayısı ise 500.000 civarındadır.
Mübadiller iskan edilirken ekonomik durumları, meslekleri, şehirli yada köylü olmaları hatta mezhebî yapıları dahi dikkate alınarak uyum sağlayacakları bölgelere gönderilmişlerdir. Bu çerçevede Samsun’a Drama, Kavala ve Sarışaban bölgelerinden 6288 ailede 23454 nüfus yerleştirilmiştir. Bunlara ancak bazı akraba aileler birleştirilmek suretiyle 4209 ev verilebilmiştir. Geçimlerini temin edebilmeleri maksadıyla da 511 dükkan, 544 arsa 112997 dönüm arazi dağıtılmıştır(bak: H. Yıldırım Ağanoğlu, Osmanlı’dan Cumhuriyete Balkanların Makûs Talihi: GÖÇ, Kumsaati Yayınları, İstanbul 2001, s.280-335). Bir çoğu geldikleri yerlerde de tütün tarımı yaptıklarından tütüncü Rumların terk ettikleri maden köyleriyle Kızıloğlak, Demirciköy ve Avdan gibi merkez köylerine iskan edilmişlerdir.
Bu muhacirler elbetteki Samsun’a geldikleri esnasında yerli halk tarafından baş üstünde tutulmamışlar, hoş-amedi merasimleriyle karşılanmamışlar. Ama dünyanın birçok yerinde yaşandığı türden muhacir-yerli çekişmesi de Samsun’da hiçbir zaman kaydedilmemiştir. Birkaç on yıl sonra tamamen kaynaşan Samsun halkı yerel kimliğini bu gün, ‘Samsunlu Olma Bilinci’ üzerine tesis etmektedir.
Selam ve Sevgilerimle,
http://www.samsunhaber.com/default.asp?part=yazar_yazisi&yazid=566&yazar=Mümin%20Yıldıztaş |
Tarih: 19:21, 28/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Somurtan Fotoğraf Kareleri

/Yeşim AKAR
Bir grup kuşun gökyüzünde süzülüşünü seyre dalıyorum, Güneşin kızıllığı denize yansırken…
Bu sabah; Samsun sahilinde, bir grup kuş bütün edasıyla gökyüzünde dans ediyordu. Görseniz, ne kadar güzel bir manzara. İnsan huzur buluyor. Özgürlüğün simgesi haline gelen kuşlar özgürlük naraları atarmışçasına dans ediyordu. Tepeden süzülen güneşin ışıkları, denizin maviliği insanı bu diyardan alıp başka diyarlara götürmeye yetiyor…
Yeşilin ve mavinin buluştuğu Samsun… Ne yazık ki; değeri bilinmeyen Samsun. Kendisini dışarıya tam anlamıyla tanıtamamış, tanıtılmamış olan canım Samsun.
Bu günlerden en çok şu cümleleri duyuyorum çevremdeki insanlardan; ‘Samsun’da hayat yok, Samsun’da yaşanmaz.’ İnsanların bakış açıları hep aynı Samsun’a karşı. Güzelliklerini göremediğimiz, gösteremediğimiz ya da şöyle söyleyeyim; bir çok imkan sağlanabilecek konum ve yapıya sahip olan Samsun’umuzun bu kadar içe dönük bir şehir olması üzücü.
Geçmiş tarihimize baktığımızda Samsun’un ne kadar gerilediğini hepimiz anlayabiliriz. Konun açısından, doğal zenginlikler açısından, deniz yönünden bir çok alternatif sunabilecek bir yapıdayken, Samsun ne yazık ki gerilemeye, göç vermeye mahkum bırakılmış. Sahip çıkılamamış Samsun’a. Şimdi bu konuda tek düşündüğüm, gerçekten yapılmakta olan ya da yapılacak olan projeler Samsun’u ne kadar ileriye taşıyabilecek? Bunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz.
İçinde bulunduğumuz çağ; tüketim çağı. Her şey o kadar çabuk tüketiliyor ki; sevgilerimiz, aşklarımız, mutluluklarımız… Üretmeden tüketen insanlar olduk çıktık. Yaşam şartlarının zorluğu içerisinde sıkışıp kalıyoruz. Geriye ne kalıyor peki bizden? Mutsuz, isteksiz, üzgün, yüzü gülmeyen; gülemeyen, umutları olmayan bireyler. İşte bunlar kalıyor geriye. Peki, bizden sonra ki nesillere ne bırakacağız? Makineleşmiş bir kalp mi, yoksa SOMURTAN FOTOĞRAF KARELERİ mi?
Tüketim çağında en çok istek duymamız gereken duydu sanırım SEVGİ olmalı. Sevgi her şeyin temelidir ya, sanırım ancak sevgilerimiz büyürse zorlukların üstesinden gelebiliriz. Sevgi toplumu olabilirsek gülümseme yetimizi yeniden kazanır, umutlarımızı yeniden besleyebiliriz.
Kim ne derse desin; ben gökyüzünü seyretmeye devam edeceğim, denizi, dağları, kuşları yoldan geçen insanları ve sevgi duygumu hiç kaybetmeyeceğim. Samsun’a ve yaşama dair…
Benim hayatımda hep GÜLEN FOTOĞRAF KARELERİ yer alacak. Umarım sizin için de öyle olur…
Umut yelkenlilerimizi denizin derinliklerine mahkum etmeyelim...
http://www.kupas.net/index.php?option=com_content&task=view&id=414&Itemid=78
|
Tarih: 00:25, 18/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ma'kus Talihli Şehir; SAMSUN

/Hamit SEVEN
Samsun'un kalkınmada öncelikli iller arasına alınmaması yıllar yılı içimize oturmuştu..Ve hala da alınmış değil..İçimizdeki ‘oturduğu’ yerden de kalkmış değil kısacası..Her defasında topu milletvekillerine atmakla da içimiz rahatlamıyor..
Yıllardır Samsunun ‘lobi’ yoksunluğunu yazıp durmanın ötesinde bugüne kadar gelişen bir şeyde yok..Samsun’dan kazandığını Samsun’a ‘iş,aş’ olarak vermekten imtina edenlerin yanında,’eridiğinin’ farkına varıp haklı olarak,’karlı’ bölgelere kaçan işadamlarımız ve dahi seçilip Ankara’ya ‘kapağı’ attıktan sonra ‘yatırımlarını’ Ankara yada başka illerde değerlendirerek bir daha Samsun’a dönmeyen vekillerimiz… Samsun’a gelecek yatırımlarda öncü olmayı, ticari rantına endeksli gören, istihdam öncüsü olmakla ticareti, sivil toplum kuruluşu olmakla siyaseti birbirine karıştıran odalarımız,belediyeleri ayrı siyasileri ayrı ‘telden çalan’ bir ilin, böylesi ‘renksiz’liğin de ‘rengini’ arayan bürokrasimiz…
Peki biz nerdeyiz?..Hani kısa zamanda köyden sanayi kentine ulaşan 200 km. uzağımızda ki komşumuz Çorum’un gelişmişliği yine hala birer ‘sakız’ ağızlarımızda..Nereye kadar?...Yakın geçmişe kadar yerel gazetelerimizde ‘Samsun Ma’kus Talihini Ne Zaman Yenecek’ türü manşet başlık ve haberler olurdu..
Geçmişte diyorum da bugün farklı olan ne?En basit örnekle,12 km’ lik Çevre yolu 12 yılda tam olarak ‘tamamlanamadı’ bile..Her ‘dolu’ yağmurda bir haftalık yeniden ‘toparlama ve düzenleme’ çalışmalarına muhtaç sahil yoluyla övünüyor Büyükşehir Belediyemiz ve çoğu Samsunlunun ‘akıl sır’ erdiremediği şu yeni teleferiğiyle…Tebrik ederiz…
Samsun’a ekonomik katkı sağlamasını beklediğimiz, Yat turizmi ve ekonomisi açısından da bir kazanç olarak gördüğümüz ama ne hikmetse misafir tekne sayısının 6-7’yi geçmediği Marinamız da pek hoş… Hayırlı olsun…Buradan Büyükşehir Belediye Başkanı’na sadece sabah yürüyüşünü Doğu Park’ta değil, Batı Park’ta da yapmasını öneririm. Kompleks yapıları ve çevre düzenlemelerinden yoksun Batı Park’ta Marina adeta ‘kurtarılmış’ bir bölge, Kente ait olmayan bir ‘yabancı yerleşim merkezi’ gibi duruyor,yakışmıyor …Yat limanları sahil kentlerinin modern görüntülerini oluşturur …Ya burada.. Kentin ana giriş kapısındaki bu ‘panayır’ görüntüsü hiç hoş değil…Alanı küçük olmasına karşın Marina’nın ‘estetiği’ etrafındaki ‘viran’ manzarayı kapatmaya yetmiyor…Batı Park’a da bir el atsanız da birde ondan dolayı tebrik etsek sizi Sayın Başkan..
Ya yol kenarlarında sıra sıra dizilmiş reklam panolarındaki ‘Samsun Tasavvuru’ neyi anlatır bize…
Söz verilen ‘dev’ yatırımları arıyor gözlerim..Ufku açılacak,işsizliğini çözecek Samsun’da…Ne güzel nutuklardı!...’Seçime 5 var’…
Bana bir tane istihdama yönelik bir eser gösterin bugüne kadar?..
Hani binlerce insanın istihdam edileceği meşhur ‘Tersanemiz’…Devam eden projesiyle var tabiî ki var ama binlerce kişiyi değil belki elli-belki yüz civarında, oda teknik usta ve elemanlardan oluşan ‘istihdam’..Oysa siyasilerimizin günahlarını almışız…İstihdamsa istihdam… Değil mi ama…
Uluslar arası ‘İhtisas fuarları’ olacaktı Samsun’da… Hani nerde?
Elindeki Bölge Müdürlüklerini dahi sessiz sedasız Trabzon’a kaptırmanın altında da Trabzon’u başkent olarak gören ve hazırlayan ‘Pontusculuk’ faaliyetlerimi yatıyor(du) yoksa?...Biri çıksa da söylese…
Halk, Samsun’a yönelik meselelerde ‘masanın önü’ ile ‘masanın arkası’nda farklı konuşanların, ‘su altı’ndan yürüyüp, meydanlardaki ‘külhanbeyliklerinin’ faturasını seçim sandığında ‘kılıç’ gibi ‘kesmeye’ hazırlanıyor.
Bir zamanlar doğu ve batısından ‘gelişmeye müsait’ görülerek, göç alan Samsun bu gün yoğun bir şekilde göç veriyor biliyor musunuz?..
Şimdi Samsun’un göç haritasıyla ilgili ‘güncellenmiş’ bilgi istesek,net bilgi verilemeyecektir bunu biliyorum…
Göç, Samsun’un neden kalkınamadığını ve niçin geriye gittiğinin ipuçlarını da verecektir aslında.Bir kent için oldukça ‘kritik’ bir konudur bu..Sebep-Sonuç ilişkileri, ‘tedbir’ ve ‘önlem’ politikalarının üretilmesi gerekliliği noktasında bu ‘hassasiyet’ Milletvekillerinin öncelikli olarak…
Peki milletvekillerimiz ‘gerileme’ nin bir nevi ‘ispatı’ olan ‘göç’le ilgili ‘geçmiş’ istatistiki raporlar dışında böyle bir araştırma yaptırmayı ‘Partilerinin il başkanı kim olsun, kim olmasını düşündükleri kadar, düşündüler mi merak ediyorum?
Peki, böyle bir araştırma yapılıyor mu?
Samsun’da ‘sözden’ öte bir şey yapılmadığı için kaybediliyor. Sözden öte bir şey yapanlarsa ilgisiz ve desteksiz!‘İlgi ve destek’ derken, iktidar partisinden mi gelmeli bu hep?...Tabiki hayır.. Muhalefet Milletvekillerimiz de var bizim.. Sayın Haluk Koç,CHP Grup Vekili olarak Sayın Baykal ve parti gurubu arasında ‘yapıştırıcı’ rolüyle Samsun’a karşı vakti az olanlardan.. Muhalefet kanadının‘etkin’, önemli ve önemsediğimiz bir görevde olmasına rağmen Samsun’la ilgili konularda ‘yeter’ açıklama ve çalışmalarını göremiyoruz maalesef..Sayın Sezai Önder’e ise ‘varla yok arası’ çalışmalarında başarılar diliyoruz!...
Ne yazık ki,’yatırım ve kalkınma açısından’ siyasilerimizin, ‘söylem ve eylem’ açısından sivil toplum kuruluşlarımızın, ‘Ticari gelişimleri’ açısından işadamlarımızın bu gibi ‘öncelik konulara’ karşı talepsizliklerine rağmen, tamamen kendi bütçesi ve akademik kariyeriyle Samsun için ‘dertlenen’ bir isim bunu yapıyor.. Onunla geçtiğimiz yıllarda Klas Tv’de ‘Samsun Neden Kalkınmada Öncelikli İller Kapsamına Alınmıyor’ başlıklı araştırma ve dosyalarını Samsun kamuoyuyla paylaşmıştık.
Uzun zamandır Samsun’un ‘göç haritası’nı, köy köy dolaşarak reel rakamlar ışığında hazırlıyor Ondokuzmayıs Üniversitesi Öğretim Görevlisi Şerafettin Özışık…Samsun’la ilgili ciddi akademik araştırmaları var…Benimde aralıklarla da olsa görüşme fırsatı bulduğum çok değerli sevdiğim bir insan Sayın Özışık…‘Araştırmalarım Samsun için,istenildiği takdirde her zaman yardımcı olmaya hazırım’ dediği halde Samsun’un temel sorunlarıyla ilgili yapmış olduğu araştırmaları konusunda, milletvekillerinin duyarsızlığını yadırgıyor doğal olarak.
‘Geçmişe dönük kişisel sebeplerle’ üniversitesiyle kentinin ‘kopuk’ olduğunu söyleyenler,Ondokuzmayıs Üniversitesi’nin bir Öğretim Elemanı’nın kendilerine ‘Samsun adına Samsun için’ sunduğu bu bilimsel araştırma dosyalarını ‘inandırıcılıkları’ açısından görmezlikten gelmemeliler..
Hiç unutmuyorum, birlikte olduğumuz bir TV proğramında ‘Önümüzü açacak, bize fikir verecek ‘aklı başında’ proje ve araştırmalar bekliyorum’ diyen Bayındırlık ve İmar Komisyonu Başkanı değerli Milletvekili Mustafa Demir ve diğer Vekiller bugüne kadar bu ‘değerlerle’ diyaloğa geçmişler midir?
‘Samsun Ma’kus Talihini yenecek mi?’ Bu işin peşini bırakmayacağız.. Kişisel olarak iyi olmanız Samsun adına ‘sorumluluğunuzu’ yok saymıyor. İktidarı muhalefeti ile bari bir ‘lobi’, son bir hamle, ve Samsun’a şöyle ‘dişe dokunur’ büyük bir yatırım..Haydi Samsun’lu bekliyor bunu…
http://www.kupas.net/index.php?option=com_content&task=view&id=239&Itemid=72
|
Tarih: 00:12, 18/3/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
19 Mayıs'ın Anlamı
BİZE GÖRE / Veysi SEVİĞ
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından hemen sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atanan Mustafa Kemal Atatürk, bir hafta sonra Yıldırım Orduları Grubu'nun lağvedilmesi (7 Kasım 1918) üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kalmıştır. İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'nın mütareke hükümlerinin uygulanmasını denetlemek üzere Doğu Anadolu'ya yetkili bir kişinin gönderilmesi istemine karşı Osmanlı Sarayı adına Mustafa Kemal Paşa bu göreve talip olmuş ve Erzurum'a 9. Ordu Müfettişi olarak atanmıştır. Yunan askerlerinin İzmir'i işgalinden dört gün sonra 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, Türk halkının geleceğine de ilk adımını atmıştır.
Önce Samsun ve çevresinde oluşturulan kuvvetlerle, o sıralarda Pontos Devleti kurma çabasında olan çetecilere karşı önlemler alınmış kısa bir süre sonra Samsun'dan Havza'ya geçen Mustafa Kemal Paşa (28 Mayıs 1919) yayımlamış bulunduğu bir genelge ile Mondros Mütarekesi'ne karşı ilk harekatı başlatmıştır. (Havza Genelgesi) Havza Genelgesi işgal güçleri komutanlığı nezdinde tepki ile karşılanmış ve bu tepki saraya yansıtılmıştır. Bunun üzerine 8 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemal, İstanbul'a çağrılmıştır.
Bu çağrıya uymayan ve doğruca Amasya'ya geçen Mustafa Kemal Paşa, Amasya Tamimi'ni yayımlayarak açık bir biçimde İstanbul Hükümeti'ne karşı olduğunu beyan etmiştir (21 Haziran 1919). Amasya Tamimi'nin yayımlanmasından sonra yaşanan süreç içerisinde ülkemiz düşman işgalinden kurtulma konusunda göstermiş olduğu birlik ve dayanışmada en önemli faktör Mustafa Kemal Paşa'nın kişiliği ve kararlılığı olmuştur.
Türk toplumunun istiklalini kazandırmak uğrunda girişilen uzun ve yorucu mücadelenin başlangıcı Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a ayak basışıdır. Mustafa Kemal Paşa bu günü yani milli mücadelenin başlangıcını daha sonraları gençliğe armağan etmiştir. Bu nedenle artık 19 Mayıs günü ülke çapında büyük bir coşku ile kutlanılan "Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı"dır.
Türk toplumunun geleceği Atatürk'ün buyruğu ile gençliğe emanet edilmiştir. Türk gençliği kendisine emanet edilen bu kutsal varlığı her türlü fedakârlığa katlanarak ebediyete kadar taşıyacaktır. Bu gerçek zaman zaman fiilen kanıtlanmaktadır. Çocukların ve gençlerin öncelikli olduğu bir toplum yapısının oluşumu için Mustafa Kemal Paşa tarafından verilen uğraş, günümüzde sadece yılda bir defa hatırlanan ve yaşanan bir olay olmaktan öteye bir ülkenin varlığını dünyaya duyuran toplumsal özelliği olan bir olay ve bir gerçeğin varlığı olarak kabul edilmelidir.
19 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığa doğru yürüyüşünün ilk adımının atıldığı bir tarih olarak kayda düşmüş, bu tarihten sonra verilen ulusal bağımsızlık savaşı binlerce genç insanın bu topraklar uğruna canlarını vermeleri sonucunda zaferle taçlanmıştır. Türk halkının bağımsızlık savaşı iyi okunmalı ve öğrenilmelidir. Vatanın varlığına sahip çıkmanın ve topraklarımızı paylaşmak için acımasızca uğraş verenlerin, bu uğraşlarından vazgeçmelerine neden olan karşı koymanın her günü herkesçe bilinmeli ve öğrenilmelidir.Ancak, geleceği emanet edeceğimiz gençlerimize vatan sevgisinin verilebilmesi için yapılması gerekenlerin de kanımızca iyi bilinmesi gerekmektedir.
Günümüzde gençlerimiz üzerine oluşturulmaya başlanan siyasi akımların olumsuzlukları dikkate alındığında konunun ciddiyeti ve önemi daha açık anlaşılacaktır. Gençlere vatanı emanet eden bir eylem yapısından gençler üzerine politik çekişmeye veyahut da siyaset oluşturmaya yönelik eylemlere geçilmesini kabullenmek mümkün değildir. Gençlik üzerine oynanan oyunlara son verilmelidir. Gençlik bu ülkenin geleceğidir.
http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=175293 |
Tarih: 00:22, 24/2/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Samsun - Bafra - Alaçam - Yakakent
Sabah "Samsun asfaltı"nın trafikli yolunda ısınmaya çalışırken, dilime Yeni Türkü'nün şarkısı takıldı. Gerçi ben, "gecekondu evlerini" şirin bulmam, ama "yollarda olmak" sahiden güzel.
19 Mayıs'taki Engiz köyünde, Akbulut un fabrikasını gezerken, kendimi uluslararası bir sanat bienalinde zannettim. Yukarı-aşağı, ileri-geri çalışan makineler, titreyen, çalkalanan kazanlar, öğütülen buğdaylar, üst üste yığılmış un çuvalları, dev depolardaki çeşit çeşit ürünler... 'İşleyen' mekanizmaları seyretmeyi seviyorum.
Bafra civarında da tütün tarlalarını görünce, aklıma bir zamanların beyaz zemin üzerine 30'ların el yazısıyla yazılmış kırmızı logolu, filtresiz Bafra sigaraları geldi. Geçmişe saygıda kusur etmeyelim diye büfeciden bir Bafra istedim. Büfeci, çırağına, 'Mahmut la, Bafra hala çıkıyi mu?' diye seslenince, içimden, 'ohoo,' dedim, 'buralarda da bilinmiyorsa boşver gitsin.'
Bafra'nın girişindeki taksi durağında da, şoför arkadaşlarla muhabbet ederken, içlerinden birisi, 'birader,' dedi, 'bu Bafra'nın girişi mezarlık, çıkışı cezaevidir, sen en iyisi hiç durmadan devam et.'
Çok formsuz hissediyorum. 19 Mayıs-Bafra arasındaki 3-4 tane birer kilometrelik rampayı aşmakta bile zorlandım. Öğleyin saat ikide Bafra'ya ulaştığımda, neredeyse bir otele girip iki saatliğine uyuyacaktım.
Benim bu Karadeniz'den çektiğim zulüm bitmeyecek!.. Bafra'da dinlenip kendime gelince yeniden yola koyuldum. Bafra'dan Kızılırmak geçiyor. Köprüden geçtikten sonra 1 kilometrelik bir rampa başlıyor. Rampa bir şey değil, ama yola zift dökmüşler, üstüne de bol gevşek, oturmamış mıcır. Sürüş imkansız. İnip, bisikleti itmeye başladım. Bu sefer de gelip geçen kamyonların lastiklerine yapışan taşlar, makineli tüfekten çıkan mermiler gibi kaval kemiklerime, orama burama çarpıyor. Kendimi tarlaların arasına zor attım. Bir süre ne yapacağımı düşündüm. Yapacak herhangi bir şeyim yoktu. Kaskımı taktım, yola devam ettim. 'Burada yol çalışması var, biraz yavaşlayalım,' demeyen arabalar taşları fırlattıkça küfürler ettim, ben küfürler savurdukça onlar taşları savurmaya devam ettiler.
Bisikletçiler yaralanmalara karşı bacaklarındaki kılları traş ederler, bilinir. Ben bisikletçi değil, bisikletli olduğum için öyle bir şey yapmamıştım. 5 kilometre sonra bacaklarıma baktığımda, ziftli kum tanelerinin kılların arasındaki görüntüsüne güleyim mi, ağlayayım mı, bilemedim.
Galiba 1930'larda, Türkiye'de değişik dillere karşı faşistçe bir kampanya başlamış ve bu kampanyanın sloganı da 'vatandaş, türkçe konuş!' olmuş. Şimdi yollarda bana, 'hello! How are you?' filan diyenlere ben de, 'vatandaş, türkçe konuş!' diyorum. Onlar hala, 'where are you from?' demeye devam ediyorlar. Bunlardan bir tanesine şaka olsun diye, 'Kağızman' cevabını verdim. Bizimki arkadaşına döndü, 'göriin mi la Osman, onlarda da Kağızman varmış!' dedi.
Güneş batarken, Yakakent'te genç kızlar, çocuklar, genç erkekler, sahilde bisikletleriyle gelip geçiyorlar. Biz bu kahvede anneleriyle babalarıyla, tavla, okey oynuyor, fotoğraf çekiyoruz. Teoman'ın ilk defa duyduğum bir şarkısı çalıyor. Denizdeki köpüklü dalgaların sesi, orkestrasındaki eksikliği tamamlıyor. Bir çocuk annesinin elinden kurtulup düşüyor. Çocuğu annesinden evvel, bir başka çocuk kaldırıyor. Güneş, batışını geciktirdikçe geciktiriyor.
http://www.reproset.com.tr/tur/index10.asp#1 |
Tarih: 01:51, 12/2/2007 Kategori: koseyazilari |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|