Samsun Araştırmaları
Bu Sitede Ara

Hakkımda

İlimiz Samsun ile alakalı her şey; tarih, kültür, edebiyat, siyaset, magazin...



Sivil Kent SAMSUN


Kent Kültürü Arşivi



Samsun Fotoğraf Arşivi



Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv


Kategoriler




LİNK

samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü



Yakakent ve Alaçam Memleket Mektupları

Baki SARISAKAL


/Kerami GÜRBÜZ

Baki Sarısakal, bir tarih öğretmeni. Ancak, tarih biliminin kendisine sunduğu imkanları ve araştırma tekniklerini sadece öğrencileri için değil, tüm toplum için değerlendirmeyi kendine dert edinmiş bir tarih öğretmeni.

Şu anda masamda, Sayın Sarısakal’ın “Samsun Belediye Tarihi” isimli kitabı bulunuyor. Bu kitap “Bir Kentin Tarihi : SAMSUN-I”, “Bir Kentin Tarihi : SAMSUN-II”, “Samsun Basın Tarihi”, “Samsun Sağlık Tarihi” ve “Samsun Polis Tarihi” kitaplarından sonra hazırladığı 6. kitabı. Bir o kadar kitabının da yayına hazırlanmış biçimde basılacağı günleri beklediğini  “Samsun Belediye Tarihi” isimli kitabının kapağından öğreniyoruz. Baki Sarısakal, gerçekten o kadar hızlı ve gayretli ki, biz bir önceki kitabını okumayı bitirmeden, neredeyse O’nun bir sonraki kitabı basılmakta...

 

Ben Baki Sarısakal’ın daha evvel “Bir Kentin Tarihi : SAMSUN-I”, “Bir Kentin Tarihi : SAMSUN-II”, “Samsun Basın Tarihi” isimli kitaplarını okumuş, “Samsun Polis Tarihi”’ne ise şöyle bir göz gezdirebilmiştim. Bu kitapları okuduğumda, bir Samsunlu olarak Samsun ile ilgili ne kadar az şey bildiğimizin, aslında “ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler” misali doğduğumuz, büyüdüğümüz ve halen yaşadığımız şehre ne kadar uzak ve yabancı olduğumuzun farkına varmıştım. Bu bakımdan, Sayın Sarısakal’ın kitapları, özellikle genç kuşakların Samsun’u keşfetmesi ve Samsun’la daha candan kucaklaşması için bir vesile olacaktır.

 

Baki Sarısakal’dan hepimizin alması gereken bir ders de şudur : Herkes, günlük meşgalesi içinde koşturup dururken, Sayın Sarısakal, mesaisinin büyük bölümünü –belki de tamamına yakınını- bu eserlerin alt yapısını sağlamak için yaptığı araştırmalara ayırmıştır. Kitaplarının kaynakça bölümlerine baktığımızda, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ile Osmanlı Arşivi’nin, bazı banka ve müze arşivlerinin, ayrıca Samsun’da geçmişte çıkmış olan tüm gazete ve dergilerin didik didik edildiğini, yine, geçmiş dönemlere ait salnamelerin (yıllık) de titizlikle incelendiğini görüyoruz. Kitaplar hazırlanırken, tabii ki, Samsun’la ilgili bu güne kadar yazılmış başka eserler de gözden geçirilmiş. Bu, Sayın Sarısakal’ın uzun yıllar, bir çok şeyden (sosyal yaşantı, uyku vs.) fedakarlık yaptığının da bir göstergesi. O’nun bu çalışma azmi, hırsı ve bitmeyen enerjisi ile hızı da yine genç kuşaklara örnek olarak gösterilmelidir.

 

Sayın Sarısakal, bu çalışmalarıyla, yıllarca görmezden gelinmiş, birkaç üniversite öğretim üyesi dışında ilgilenilme gereği duyulmamış, arşivlerin bir kenarına itilmiş kent tarihimizin de gün ışığına çıkmasına öncülük etmiştir.

 

Hiçbir çalışma mükemmel değildir. Her eserin de bazı eksiklikleri vardır / olacaktır. Sayın Sarısakal’ın  eserlerinde de - özellikle “Bir Kentin Tarihi : SAMSUN-I”, “Bir Kentin Tarihi : SAMSUN-II” eserlerinde - dizgiden, sayfa düzenlemelerinden kaynaklanan bazı eksiklikler göze çarpmaktadır. Ancak, yapılan araştırmaların boyutu ve ortaya konulan eserlerin büyüklüğü yanında bu eksiklikler mazur görülmeli, geleceğin araştırmacıları, Sayın Sarısakal’ın ortaya çıkardığı bu kaynaklardan da yararlanarak daha mükemmelini yapmalıdır.

 

Herkesin, her türlü ünvanı rahatlıkla ve pervasızca kullanabildiği bir zamanda Baki Sarısakal, tarih öğretmenliğinin ötesinde “araştırmacı-yazar” ve hatta “Samsun Tarihi Uzmanı” ünvanlarını fazlasıyla hak ediyor diye düşünüyorum. Kendisini, Samsun’un kültürel ortamına getirdiği bu farklı renk ve tattaki kitaplarından dolayı tebrik ediyorum. Bir Samsunlu olarak da kendisine müteşekkir olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

 

Ayrıca,  “Samsun Belediye Tarihi” isimli son kitabının baskısını gerçekleştiren, Samsun koşullarında bu güzellikte bir baskıyı gerçekleştiren Cem Ofset çalışanlarına özellikle de Sayın Cemil Baskın ile Değerli Dostum Mehmet Baskın’a da teşekkürü bir borç biliyorum.

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=850


Tarih: 23:35, 9/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Dilruba SAATÇİ


Aslen Samsunlu olan Dilruba Saatçi, İsmet Nedim SAATÇİ'nin Kızıdır

 

 

Alman tiyatrosunda Türk ismini duyuracak bir sanatçımız:

Dilruba Saatçi

 2001 senesinde yazdığım bir yazıda kendisinden "Berlin Türk tiyatrosuna yeni bir ses ve soluk getiren sanatçı" diye bahsetmiştim. Şimdiye kadar dört oyunda izledim onu. Tartüf, Merhaba & Tschüß, Die Roten Schuhe ve "Mustafa Kemal'i Sevdim". Die Roten Schuhe adlı oyununu Türk Kültür Evi'nde izledikten sonra şunları yazmışım: "Sahnede tek kişi olmasına rağmen, sahnenin en küçük karesini dolduran, yaptığı dansları ve hareketleriyle sahnenin her yerinde ayak izlerini bırakan, seyirciyi sıkmayan oyun gücüyle kendisini soluksuz izlettiren bir tiyatro sanatçısı Dilruba Saatçi. Bir tiyatro sanatçısının sahip olması gereken niteliklerin hepsini kendisinde toplamış; dans, müzik, ses ve tiyatro eğitimi... Boşuna dememişler "Armut dibine düşer" diye. Dilruba Saatçi'nin babası yakından tanıdığınız bir sanatçı: İsmet Nedim (Saatçi). Hani o dilimizden düşürmediğimiz "Agora Meyhanesi", "Arım Balım  Peteğim", "Ben Kimi Seveceğim", "Han Duvarları" gibi filmlere de konu olmuş şarkıların bestekarı İsmet Nedim." Sayısız başarılara imza atmış olan "sanatçı olunmaz sanatçı doğulur" sözünün güzel bir örneği olan bu genç sanatçımızla son çalışmaları üzerine sohbet ettim. Öyle şeyler anlattı ki, geçen yazıma attığım başlık olan "Berlin Türk tiyatrosuna yeni bir ses ve soluk getiren sanatçı" cümlesini geri alıyorum. Çünkü sadece Berlin'e değil, tüm Alman tiyatrosuna ses getirecek ve iz bırakıp kendisinden söz ettirecek bir sanatçımız Dilruba Saatçi!.. İstanbul doğumlu olan Dilruba, üç yaşlarında babası İsmet Nedim ile ses stüdyolarında Türk sanat müziği ile tanışmış. Babasının şarkılarını hem dinlemiş hem de uyumuş. Daha sonra okul sıralarında tiyatro ile tanışmış. Berlin'de ise müzik ve dans eğitimi almış.

 

 Viyana'da Müzik ve Görsel Sanatlar Yüksek Okulu'nu bitirmiş. Sayısız oyunlarda başrol oynamış. Ayrıca Alman televizyon ve dizilerinde de roller almış. 1995 yılında sonra Avusturya ve Almanya'da Lulu, Schneewittchen, Gries, Evita, Tartüf, Merhaba & Tchüß ve Die Roten Schuhe gibi oyunlarda başrollerde oynamış. Son olarak ta Alman devlet tiyatrosu olan Theater Carrousel'de  (Almanya'nın en büyük gençlik ve çocuk tiyatrosu) oyuncu, koreografist ve eğitimci görevlerinde bulunan Dilruba Saatçi, şimdi de iki seneliğine Düsseldorf Devlet Tiyatrosuyla anlaşma yapmış. Orada da Thomas Mann'ın "Der Erwählte" oyununda rol alacak. Daha çok müziği, dansı ve oyunculuğu bir araya getirip şovlar yapmak istediğini söylüyor ve son projesi üzerine şunları söylüyor:

 

"Piyano eşliğinde 60'lı 70'li yıllarda Türkiye'de çok ünlenen Türkçe sözlü İtalyan-Fransız şarkılarını yorumlamak istiyorum. "Kim Ne Derse Desin Aşk İçin", "Saklambaç" ve "Memleketim"... gibi parçaların unutulmamasını sağlamak amacım." Evet şimdi Tiyatrom'un kuruluşunun 20. yılı nedeniyle 11 Mayıs 2004 yılında düzenlenen etkinlikler çerçevesinde yine Dilruba Saatçi'nin yazıp oynadığı "Mustafa Kemal'i Sevdim" oyununa gelelim:

 

"Mustafa Kemal'i Sevdim", iki kadının -Fikriye ve Latife- Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'le olan ilişkisine ışık tutuyor. Fikriye, Mustafa Kemal'in uzaktan bir akrabası ve sevgilisidir. Latife, Mustafa Kemal'in eşi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk first lady'si. Oyunda tarihsel gelişmelerin örgüsü içinde iki kadına değişik açılardan yaklaşılıyor. Birbirlerine zıt yanlarıyla, içsel çatışmalarıyla; her iki kadın figürünün de Dilruba Saatçi tarafından sergilendiği oyunun müziği Hasan Yükselir'e ait. Oyunu yöneten Bülent Muştu, dramaturji Hülya Karcı, produksiyon ise Özlem Weber'e ait. Görüyorsunuz ya, artık sadece dönerimizle Alman gıda sektöründe değil; sanat dalında da Türk ismini duyurup; Alman tiyatro sanatına katkımız oluyor...

 Adem DURSUN / Merhaba / Berlin

 http://www.tiyatrom.com/adem_dursun_014.htm

 

 


Tek kişilik başarılı bir oyun

NEZİHE MERİÇ salık vermeseydi, belki de yoğun iş düzeni içinde Dilruba Saatçi'nin yazıp yönettiği ve oynadığı Fikriye ve Latife: Mustafa Kemal'i Sevdim oyununu izlemeyecektim.

Afife Jale Sahnesi'ndeki oyun, yurtdışında öğrenim görmüş bir yazar/oyuncunun yaratıcılık serüvenini izledim.

 

Kimdir Dilruba Saatçi?

Sorunun yanıtını arkadaşımız Deniz İnceoğlu'nun Keyifte yayımlanan yazısından öğrendim. Babası İsmet Nedim (Saatçi), çeşitli bestelerinden tanıdığımız bir Türk musikisi sanatçısı. Ailesiyle birlikte Berlin'e yerleşmiş. Tiyatro ve müzik alanlarında çalışmış lise yıllarında. Viyana'da öğrenim gördükten sonra Türkçe'yi unutmamak için 2000 yılında Berlin'deki Türk Tiyatrosu'nda oyunculuğa başlamış.

 

Müzikçi Hasan Yükselirin desteğiyle, bu oyunu yazmış. Oyunun Türkiye'deki rejisine Haldun Dormen yardımcı olmuş. FİKRİYE VE LATİFE karakterlerinin hiç kuşkusuz aynı oyun metninde, aynı oyuncuda sahneye çıkması, seyirciye bir başka açı getiriyor. Mustafa Kemal'in kişilik ekseninde, ikisinin de kadınsı tavırlarının, egemenlik kurma girişimlerinin iflası. Çünkü iki kadının da tepkileri genelde aynı.

 

Dilruba Saatçi, metinde, hele oyunda bu benzerlikleri, farkları ayrıntıda çok başarılı sunuyor. Aşağı yukarı bir buçuk saat süren iki perdelik oyunda, tempo düşmüyor. Tek kişilik oyunun zaafları burada kendini göstermiyor.

 

Fikriye’nin Mustafa Kemal aşkıyla kendini özdeşleştirmesine karşılık, Latife’nin onu yönetme isteği burada bir kişilik çarpışmasına yol açıyor. Yakın tarihimizden iki kadının aşk mücadelesine, dışarıda yaşayan genç bir tiyatro sanatçısının bakışı bana ilgi çekici geldi. Çünkü her yeni kuşak, daha önce yapılan araştırmaları farklı yorumlar. Oyunun sonuna doğru, Dilruba Saatçi, üçüncü kadın olarak oyunun içine dahil oluyor. İLGİ çekici bir konuyu genç bir sanatçıdan seyretmelisiniz.

Hurriyet - 19.5.2006 - Doğan Hızlan

 


Tarih: 19:42, 8/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

İsmet Nedim SAATÇİ


 


 “SAATÇi İSMET NEDİM,1936’da Samsun’da doğdu. Ses sanatçısı ve besteci.Türk Sanat Müziğine Samsun Müzik Kulübünde başladı.İstanbul Belediye Konservatuarına girdi. Şefik Gürmeriç, Fahri Kopuz, Muammer Sun, Ruşen F. Kam, Refik A. Sevengil, Halil B. Yönetken, Suphi Z. Özbekkan ve Muzaffer İlkar’ın öğrencisi oldu.Konservatuarı bitirdikten sonra 1958’de Ankara Radyosuna girdi. Aynı yıl beste denemelerine başladı. İsmet Nedim, Hafif Türk Sanat Müziğinin öncüsü olarak bilinir. Ayrıca çok sazlı Türk Müziği dönemine de öncülük etmiştir. Batı Berlin’e yerleşerek sanat hayatını sürdüren İsmet Nedim, bu şehirde müzik alanında öğretim üyeliği yapmıştır.” (Müzik Ansiklopedisi, 4.cilt, Sanem Matbaası, Ankara, 1985)


 

İsmet Nedim, o yıllarda öylesine popüler olmuştur ki, basında Zeki Müren mi, İsmet Nedim mi tartışmaları almış başını gitmişti. Terazinin bir kefesinde güçlü sesi, değişik yorumu, birbirinden popüler besteleri, bir erkeğe yakışır ağırbaşlı tavırları ve yaptığı yeniliklerle İsmet Nedim (Saatçı), öbür kefesinde ise, yine güçlü sesi, süslü-püslü sahne giysileri ve “efemine” tavırlarıyla Zeki Müren. O zamanlar TV yok. Ses Sanatçılarının sanatlarını icra edebileceği en önemli iki mekan; radyo ve gazinolardır.

 

Bunların da en ünlüsü, Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’a ait Maksim Gazinosu, assolisti Zeki Müren’di. Yanılmıyorsam yıl 1966. Zeki Müren o sene çalışmayacağını söyleyerek, kendisini naza çeker. Bunun üzerine Fahrettin Aslan, İsmet Nedim’i Ankara’dan İstanbul’a davet eder. O zamanlar Türk Sanat Müziği 4-5 sazla icra edilmektedir. İsmet Nedim, klasik sazlarımızın yanına akerdeon, çello, piyano, timbal, gitar vs. gibi batı müziği enstrümanlarını da ekleyerek, ansiklopedide de belirtildiği üzere “Çok Sazlı Türk Müziği” dönemine de öncülük etmiştir.

 

Davet üzerine 20 kişiden oluşan orkestrasıyla İstanbul’a gelen İsmet Nedim hemen provalara başlar. Durumu öğrenen Zeki Müren müthiş kıskançlık krizine girerek, çalışmama kararını geri alır.  İki arada bir derede kalan Fahrettin Aslan, ağırlığını Zeki Müren’den tarafa koymak mecburiyetinde kalır. İsmet Nedim, çok geçmeden tayinini Ankara Radyosu’ndan İstanbul Radyosu’na aldırır. Maksim’den daha alt düzeydeki gazinolarda da program yapmaya başlar. Birkaç kere yılın ses sanatçısı, birçok kez yılın bestecisi seçilir.

 

Besteleri, o zamanın insanları, özellikle de gençleri arasında adeta marş haline gelir. Çoğu da film müziği olarak kullanılır. Bunlardan biri yani “Sarı Gülüm Kokmaz mı” adlı bestesi, eşimle bizim de ortak şarkımız, sembolümüz, parolamız olmuştu.  Adına dernek (İsmet Nedim’i Sevenler Derneği-1965) bile kurulan İsmet Nedim’in besteleri, “Eski köye yeni adet getiriyor” düşüncesiyle İstanbul Radyosu’nda yasaklanır. Bunu gururuna yediremeyen İsmet Nedim, “Ne haliniz varsa görün” dercesine, radyodan istifa ederek Berlin’e yerleşir.

 

Dünya müzik devi Almanlar, hemen ona sahip çıkarak, Müzik Doçenti (Music Dozent) unvanı verirler. Türk gençlerini yetiştirmek üzere, öğretim üyesi olarak Kreuzberg’deki iki konservatuarda işe başlatırlar.  İsmet Nedim, Berlin’de 20 sene kadar çalıştıktan sonra emekli olur. Zeynep hanımla mutlu bir evliliği olan İsmet Nedim, Dilara(33) ve Dilruba(31) adlı iki kız çocuğu babasıdır.

 

Yılın bazı bölümlerinde İstanbul’da, bazılarında da Berlin’de ikamet eden İsmet Nedim, rahmetli Yıldırım Gürses, Güneri Tecer ve Ziya Taşkent’e hocalık yapmış, sinema sanatçılarının sahneye çıkmasının moda olduğu yıllarda Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik’e de dersler vererek, ellerinden tutmuştur. 

 

Bugüne kadar yaptığı plakların sayısını hatırlayamadığını söyleyen İsmet Nedim, sadece iki kaset yapmış, 1980’den sonra da sahneye çıkmamıştır. TRT yıllar sonra, günah çıkarmak kabilinden Berlin’e bir ekip göndererek, bir saatlik bir program (Taş Plaktan Bugüne -20.Ocak.1989) yapmıştır. Bu arada bu olaya ilişkin ilginç bir anımı da araya sıkıştırmak istiyorum

 

Berlin’de yapılan çekimlerde kullanılan bir şarkının, montaj esnasında bozuk çıktığı anlaşılır. İsmet Nedim’in bu iş için Türkiye’ye gelmesi imkânsızdır. Hemen benim adres ve telefon numaramı TRT ekibine verir. Hatalı bölüm, bendeki mevcut kasetten düzeltilerek program kurtarılır.

 

İsmet Nedim’le ilgili bilgilere burada son verirken; sevgili eşimin hastalığı esnasında evimize ve hastaneye kadar gelerek bizleri yalnız bırakmayan, cenazesine de katılarak acımıza ortak olan değerli İsmet ağabeyimin muhterem eşi sevgili Zeynep Hanım’a (İsmet Nedim bu sıralarda Berlin’de olduğundan cenazeye katılamamıştır) teşekkürü bir borç bilirim.

 

Sanatçı ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler isteyen dostlarımız beni arayabilirler.

 

Dilerseniz, İsmet Nedim’in popüler olmuş yüzlerce bestesinden, bugünlerde benim ruh dünyamı en güzel yansıtan “Boş Çerçeve”nin sözlerini vererek yazımıza son noktayı koyalım:

 

Bırakma ellerimi

Bırakma yalnız beni

Son defa seyredeyim

O yaşlı gözlerini.

***

Artık bülbül ötmüyor,

Gül dolu pencerede.

Yalnız hatıran kaldı,

Boş kalan çerçevede.

***

Aşkların en güzelini

Çılgınca sevenini

Yalnız sende bulmuştum,

Yalnız senin olmuştum.

***

Artık bülbül ötmüyor,

Gül dolu pencerede.

Yalnız hatıran kaldı,

Boş kalan çerçevede.

 

 

/Seyfullah Çiçek

http://www.gorele.gen.tr/yazar.php?id=654

 


Tarih: 14:00, 7/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

İsmail BİRATEŞ


1963 yılında Samsun'da doğdu. Müziğe lise yıllarında Taner Çağlayan yönetimindeki Samsun Mûsikî Cemiyeti'nde başladı. Cavit Ersoy'dan ud ve nazariyat dersleri aldı. Mimarlık Fakültesi'ndeki öğrencilik yıllarında Prof. Yavuz Aksoy yönetimindeki Yıldız Üniversitesi Klasik Türk Müziği Korosu'nun çalışmalarına katıldı. Çeşitli konserlerde Safiye Ayla'ya udu ile eşlik etti.

 

İlk bestesini 1982 yılında yaptı. Sözleri de kendisine ait olan "Yıllarca bekledim benim olmanı" isimli muhayyerkürdi makamındaki bu şarkı, ilk defa 1986 yılında bir radyo programında İstanbul Radyosu sanatçılarından oluşan koro tarafından seslendirildi ve canlı olarak yayınlandı. Daha sonra Mustafa Sağyaşar tarafından banta okundu.

 

1987 yılında "Her güzeli Leyla sanıp sevdalara daldı gönül" isimli mahur makamındaki şarkıyla katıldığı TRT-TÜTAV (Türk Tanıtma Vakfı) işbirliği ile düzenlenen beste yarışmasında mansiyon kazandı. Yarışma finalinde bu şarkıyı Ayşegül Durukan seslendirdi. 1988 yılında TRT-1 televizyonunda yayınlanan yeni besteler programına konuk besteci olarak katıldı.

 

Mimarlık mesleğinin yanında müzik çalışmalarını beste ağırlıklı olarak sürdürmektedir. Bestecilik konusunda başta hocası Cavit Ersoy olmak üzere, Mustafa Sağyaşar, Yavuz Aksoy, Orhan Gencebay ve Turhan Taşan’ın teşvik ve desteğini görmüştür.

 

Bestelerinden bazılar şunlardır:

• Mahur Şarkı / Güfte: Mustafa Töngemen

“Her güzeli Leyla sanıp sevdalara daldı gönül” (TRT Repertuarında)

 

• Mahur Şarkı / Güfte: Cemal Safi

“Yar! gittin gideli bana atılan taşlar seni sordu, nerdesin diye” (TRT Repertuarında)

 

• Kürdilihicazkar Şarkı / Güfte: Levent Pektaş

“Göğsüne taktığın çiçek olsaydım” (TRT Repertuarında)

 

• Muhayyerkürdi Şarkı / Güfte: Mustafa Nafiz Irmak

“Gözlerim, gözlerinin üstüne düşsün, yansın” (TRT Repertuarında)

 

• Muhayyerkürdi Şarkı / Güfte: İsmail Birateş

“Yıllarca bekledim benim olmanı” (TRT Repertuarında)

 

• Muhayyerkürdi Şarkı / Güfte: Mustafa Töngemen

“Gel, sevgili gibi otur yanıma” (TRT Repertuarında)

 

• Muhayyerkürdi Şarkı / Güfte: Hamdi Tunçer

“Yıllar kanatlanmış, aylar uçuyor” (TRT Repertuarında)

 

http://www.turkmusikisi.com/egroups/i_birates.html

 


Tarih: 02:17, 7/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Ahmet GÖRÜR


12.12.1961’de Terme (Samsun)’de doğdu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Terme’de tamamlayarak, 1979 yılında Denizli D.M.M.A İnşaat Mühendisliği bölümüne girdi. 1985 yılında buradan mezun olan Görür, halen İstanbul Büyük Şehir Belediyesinde görevlidir. 1995 yılında Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyet’ine giren Görür, beste çalışmalarına da başlar. İlk eserini 1996 yılında yapar. Biri saz semâisi olmak üzere 18 bestesi olan Görür’ün bazı şarkıları TRT repertuarındadır ve zaman zaman bazı Musiki Derneklerince de icra edilmektedir.

 

Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyetinde, Beste Etüdü dersine yardımcı hoca olarak giren Ahmet Görür, evli olup, Berkol adında bir oğlu vardır.


Tarih: 01:55, 7/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Orhan TAYLAN


 

 

Yaşamı ve sanatı  

1941 Samsun'da doğar. Selanik kökenli Tarık Taylan ile İstanbullu bir ailenin kızı ressam Seniye Fenmen'in oğlu. İlkokulu Samsunda bitirir.

 

1960 İstanbul Amerikan Erkek Koleji'ni bitirir. 27 Mayıs '60 askeri darbe rejiminin getirdiği bir yasa uyarınca, askerliğini yedeksubay-öğretmen olarak yapmak için başvurur. İki yıl Söke'nin Sazlıköy'ünde öğretmenlik.

 

1962 Devlet döviz sınavını kazanarak İtalyaya gider. Roma Güzel Sanatlar Akademisine girer. Yoğun bir sanat ve kültür ortamı. Desenini geliştirmek için sıkı bir çalışma dönemi. Duvar resmi tekniklerini araştırır. Meksika duvar resmi ile tanışır. Okul sergilerine katılır. 

 

1966 Roma Akademisini bitirip Türkiyeye döner. Türkiye İşçi Partisine üye olur. Dekoratif duvar resimleri yapar. Sendikalara ve gençlik derneklerine afişler, dergi grafikleri çizer.

 

1968 Birinci kişisel resim sergisini İstanbul Belediye Galerisinde açar. Gönül Dinçer'le evlenir. Vasıf Öngören'in oyunları için sahne dekoru, kısa metraj film denemeleri ve seramik çalışmaları. Heykelci Kuzgun Acar ve karikatürcü Tan Oral ile çeşitli ortak çalışmalar.

 

1971 Askeri darbe. Bir gece yarısı Tan Oral ve eşi Gönül ile birlikte üç gün için gözaltına alınır; bütün arşivi, 200 kadar kitabı el konulup yok edilir. Poster yayıncılığı ile "demokrat resim" denemeleri. 

 

1976 Antalya Uluslararası Sanat Festivalinde ilk duvar-resmini yapar; "Promete", 110 m2, sıva üstüne akrilik . Görsel Sanatçılar Derneği başkanlığına seçilir. Serigrafi tekniğini öğrenir. Gönül'le boşanma. Çizdiği "1 Mayıs" afişi, kutlamalarda yaygınlıkla kullanılır. 

 

1977 Paris ve Berlinde dört Türk sanatçı ile grup sergileri. "1 Mayıs" afişi WFTU'nun Prag'da düzenlediği uluslararası sendikal afişler yarışmasında birincilik ödülü alır. Aynı yıl , A.Bezirci, A.Behramoğlu, B.Pirhasan, A.Kadir ile birlikte yazı kurulunda yer aldığı "Sanat Emeği" dergisi yayın hayatına girer. "Politika" gazetesi sanat sayfasında haftalık makaleler yazar. 

 

1980 "Dünyamız" duvar resmi uygulaması, 70 m2, sıva üstüne akrilik, Maden-İş Sendikası,İstanbul. 12 Eylül askeri darbesi. Bütün ilerici dernek, sendika ve demokratik basın organlarının kapatılması. Antalya'daki "Promete" duvar resminin sıkıyönetimce imha edilmesi. 

 

1981 Melek Ulagay'la evlenir.

 

1982 Ferhat'ın doğumu. Barış Derneği'nin kurucu ve yönetim kurulu üyesi olma nedeniyle Askeri Mahkemece açılan dava ve Maltepe Askeri Cezaevinde sekiz aylık ilk tutukluluk. Tahliye ertesinde "Maltepe Resimleri" sergisi, Şehir Galerisi, Taksim, İstanbul. Aynı davadan ikici kez tutuklanma.

 

1985 "Hasret Resimleri" Sergisi, Tanbay Galerisi, Ankara. Yüz kadar yağlı pastel çalışmasının yeraldığı sergi, tutukluluk sürerken, eşi Melek tarafından gerçekleştirilir. Tutuklu 12 Barış Derneği yöneticisinin Nobel Barış Ödülüne aday gösterilişi. 

 

1986 Otuzsekiz aylık tutukluluğun sonu. Amnesty İnternational tarafından düzenlenen "Düşünce Suçlusu Türk Ressamı Orhan Taylan adına" uluslararası katılımlı resim sergisi, Liege Müzesi, Belçika. 

 

1988 "Hasret Resimleri " adıyla yönetmen N.Arca tarafından yapılan belgesel film. 1988-1990 "Turkish Highlights" sergilerinde yapıtlarının yurtdışında sergilenişi, Londra, Amsterdam, Moskova. Yağlıboya çalışmalarına ağırlık verdiği dönem.

 

1990 Her yıl İstanbul ve Ankara'da sergiler. Ankara Urart Sanat Galerisinde "1890 Tarih ve Hürriyet Üstüne" resim sergisi. Bu sergide ele aldığı Cumhuriyet öncesinin mirası teması'nın izleri gelecek sergilerinde sürer. Sıraselvilerde Aslanyatağı sokak'taki atölyesinde sürekli toplu çalışmalara başlar. Atölye sergileri düzenlenir. 

 

1993 Kişisel sergi, Simon's Rock of Bard College, M.A., U.S.A. Taksim Şehir Galerisi İstanbul; "25.Yıl", retrospektif resim sergisi. Tünel'de Sofyalı sokak atölyesini kurar.

 

1996 Kasım; Geneve, Gallerie Chausse-Coque, Kişisel sergi. Aralık; Atina, Atina Belediyesi galerisi, Kişisel desen ve pastel sergisi. 

 

1997 Nisan; "96-97 Çalışmaları", KSM sergi salonu, Caddebostan, İstanbul. Haziran; "İstanbul -Atina Yüzyüze", 15 Türk ve 15 Yunanlı sanatçı ile dostluk sergisi, KSM Sergi salonu, Caddebostan, İstanbul Kasım; Doku Sanat Galerisi, Kişisel resim sergisi, Nişantaşı,İstanbul 

 

1998 Nisan; Garanti Sanat Galerisi, Elmadağ,İstanbul Aralık; "Atina-İstanbul Yüzyüze", 15 Türk ve 15 Yunanlı sanatçı ile dostluk sergisi, Melina Mercouri Kültür Merkezi, Atina. 

 

1999 Nisan; Karsu Sanat Galerisi, Kişisel Resim sergisi, Esentepe,İstanbul. Kasım; Doku Sanat Galerisi, "Çeşitli Dönemlerden", Nişantaşı, İstanbul. Aralık; "Heykeller" kişisel heykel sergisi, İstanbul 9. Sanat Fuarı,TÜYAP, İstanbul 

 

2000 Şubat; İşbankası Sanat Galerisi,Kişisel Resim Sergisi, Ankara Şubat; Armoni sanat Galerisi,Kişisel Resim ve Heykel Sergisi, Ankara 

 

2001 Nisan; Kişisel Resim Sergisi, Karsu Sanat Galerisi, İstanbul Kasım; "Yeni Resimler" The Grand Gallery, National Arts Club, New York, U.S.A. 

 

2002 Mayıs; "Tekrenk Yağlıboyalar", Yağhane Sanat Galerisi, Bodrum 

2002 "Peintures et Dessins", Elele Kültür Merkezi, Paris

2002 Kisisel Resim ve Heykel Sergisi, MEB Sanat Galerisi, Göztepe, İST. 

2002 Yunanlı ve Türk sanatçılarla sergi, Kaleiçi, Bozcaada

2002 Kişisel resim heykel sergisi 12.İst.Sanat Fuarı,Lütfü Kırdar

2003 Yeni Çalışmalar; Resim-Desen sergisi, Hobi Sanat Galerisi, İstanbul 

2003 Desen sergisi, Dem-Art sanat galerisi, İstanbul 

2003 Resim sergisi, Karsu Sanat Galerisi, İstanbul 

2003 Resim ve Heykel Sergisi, Armoni Sanat Galerisi, Ankara 

2003 13. Sanat Fuarı, Resim sergisi, Lütfü Kırdar , İstanbul 

2003 "Usta Sergisi", Antalya Resim fuarı, Antalya 

2004 "Kültürlerarası Şenlik", Yunanlı sanatçılarla karma sergi, Büyükada, İstanbul 

2004 Atölye Sergisi, Sanatçının atölyesi, Beyoğlu, İstanbul 

2004 Resim sergisi, Hobi Sanat Galerisi, Nişantaşı, İstanbul 

2004 14. Sanat Fuarı, Resim ve Heykel Sergisi, Lütfü Kırdar, İstanbul

 

Hakkında yapılmış filmler 

1988 "Hasret Resimleri", Yönetmen:Nurdan Arca, Belgesel, 24 dk., Prodüksyon Ajans 21, 

2003 Orhan Taylan , Yaşamı ve Sanatı", Yönetmen:Murat Düzgünoğlu, Belgesel 54 dk., 

2003 "Atölyesinde Orhan Taylan ", Yönetmen: Angelika Brudniak, Belgesel, 34 dk., Kaos Prodüksyon, 2004 

http://www.orhantaylan.com/

 


Tarih: 23:17, 3/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsunlu Tasavvuf Edebiyatçıları


Hoca Şefika TAŞKIN

Eğitimci. Samsun eşrafından Hacı Mazlum oğlu İbrahim Efendinin kızıdır. Öğüt verici ve uyarıcı olmak amacıyla yazdığı eserleri manzumdur 

 

ESERLERİ: Hakka Niyaz Halka İkaz (1959), Mevlüdü Mücevher, Sulh Münacatı, İlk Baharda Gönülle Hasbihal.


 

Dursun Ali TÖKEL

Edebiyat araştırmacısı. 1962, Samsun doğumlu. Orta ve lise öğrenimini Samsun’da tamamladıktan sonra 1987 yılında Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 5 yıl çeşitli okullarda öğretmen ve idareci olarak çalıştı. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Fütuhî Divanı / İnceleme - Metin - Sözlük” konulu teziyle yüksek lisans yaptı. Aynı üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim üyesi.

 

ESERLERİ: Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar / Şahıslar Mitolojisi (2000), Divan Şiirinde Harf Simgeciliği (2004).


 

Yaşar KURT

İlâhiyatçı. 1964, Samsun / Erenköy doğumlu. Orta öğrenimini Samsun İmam-Hatip Lisesinde yaptı. 1988’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. Aynı Üniversitede 1991’de Kur’an ile Tevrat’ın Kıssalar Yönünden Mukayesesi adlı yüksek lisans, Nehcüvanî ve Tasavvufî Tefsiri adlı doktora tezi hazırladı. Diyanet İşleri Başkanlığının taşra teşkilâtlarında çeşitli birimlerde çalıştı. 1994’te Gazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine okutman olarak girdi. Aynı üniversitede öğretim üyesi. Hz. Yusuf’un Tarihsel Hayatı / Mukayase ve Değerlendirme adlı eseri basıldı (2005).


 

Bedri  NOYAN

Yazar. Bektaşî Dedebabası. (D. 1912, Serez – Ö. 1998). Doğumundan bir ay sonra asker olan babasının Anadolu’ya tayini sebebiyle Serez’den ailesiyle ayrıldı. İlkokulu her yıl farklı bir şehirde okudu. Babasının emekliliğinden sonra memleketleri olan Samsun>’a yerleştiler. Ortaokul ve liseyi Samsun’da okudu (1931). 1937’de Tıp Fakültesini bitirdi. Ankara Numune Hastanesinde kulak burun boğaz ihtisası yaptı. 1946’da İÜ KBB Kliniği Doçentlik sınavını kazandı. 1951’den sonra üniversiteden ayrıldı ve serbest doktorluk yaptı.

 

ESERLERİ: Bütün Yönleriyle Bektaşîlik ve Alevîlik (6 cilt), Türk Millî Kültüründe ve Kurtuluş Savaşında Bektaşîler (1990), Nevruz (1999). YAYINA HAZIRLAMA: Manzum Hacı Bektaş-ı Velî Vilâyetnâmesi/İlk Vilâyetnâme (Firdevsî-i Rûmî’den, 1986, 1996, 1997), Garîbnâme, (Âşık Paşa’dan, 1998), Veli Baba Menâkıbnâmesi (Anonim, 1993), Demir Baba Vilâyetnâmesi (Velî Baba’dan, 1976), Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli Sultan) Vilâyetnâmesi (Anonim, 1990), Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Divanı/Açıklamalı ve Sade Dile Çevrilmiş Olarak (Mehmed Ali Hilmî Dede Baba’dan). HAKKINDA: Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi / Bedri Noyan Özel Bölümü, Sayı: 5, Bahar, 1998.


 

Ömer Faruk DİLAVER

Tasavvufçu-yazar. Samsun / Vezirköprü doğumlu. İlkokulu Vezirköprü’de okuduktan sonra orta öğrenimini Tokat’ta yaptı. Eskişehir’de bir yatılı askerî okulda okudu. Lise öğrenimini dışarıdan sınavlarını vererek tamamladı. Eskişehir İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisini bitirdi. Ankara’ya yerleşerek Hacettepe Üniversitesine bağlı bir kuruluşta teknik sorumlu olarak çalıştı. Almanya ve İngiltere’de bilgisayar eğitimi aldı. Geçirdiği ölümcül bir trafik kazasından sonra, daha önce de birçok vesileyle tanıştığı tasavvufa yöneldi. Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş Velî ve Abdülkadir Geylânî gibi tasavvuf ulularının hayatlarını ve eserleri inceledi. Daha sonra Ahmet Dede adlı bir tasavvuf büyüğüyle tanıştı. Tasavvufa gönül vermiş birçok insandan oluşan bir çevreye sahip oldu. Yunus Emre Vakfı adlı bir vakıf kurdu.

 

ESERLERİ: Kutsal Aşk (2002), İçe Doğuşlar. HAKKINDA: N. Nur Kızıltepe, Faruk Abi / Yunus Yolunda Bir Yolcu, 2003.


 

Turgut AKPINAR

Araştırmacı-yazar. Samsun, 14 Ocak 1928 doğumlu. İlk ve orta tahsilini burada yaptıktan sonra 1952’de Hukuk Fakültesini bitirdi. Hakimlik stajını İstanbul’da yaptıktan sonra Beytüşşebap’a tayin edildi. Bunun üzerine istifa ederek Türkiye İş Bankası müfettişi olarak çalışmaya başladı. Burada çalışırken Almanya Münih Üniversitesinde doktora tamamladı (1962). Emekli olduktan sonra Türk kültür tarihiyle ilgili araştırmalar yaptı. 1967’de Milliyet gazetesinin açtığı “Dinin Türk Tarihindeki Etkileri” konulu yarışmada ikinci oldu. İstanbul Üniversitesi tarafından 1981-1988 arasında düzenlenen ulusal ve uluslar arası Türkoloji Kongresine 8 adet bildiri sundu. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne 15 madde yazdı. İlk kitapları banka hukuku üzerinedir.

 

ESERLERİ: KÜLTÜR TARİHİ: Türk Tarihinde İslâmiyet (1999), Türklerin Din ve Hukuk Tarihi Üzerine Makaleler, Türk Kültür Tarihinden Esintiler (2003).

 

ÇEVİRİ: Türkler ve Tatarlar Arasında (J. Schiltberger’den, 1997), Türklerin Elinde Bir Alman Tacir (H. U. Kraft’tan, 1997).


 

Ömer AYDIN

İlâhiyatçı, yazar. 1968 Samsun/Terme doğumlu. 1990’da Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. 1991’de aynı Fakültenin Kelâm anabilim dalında araştırma görevlisi olarak atandı. 1996’da “Sadru’ş-Şerîa es-Sânî’ye Göre İnsan Hürriyeti ve Fiileri” konulu çalışmasıyla Kelâm doktoru unvanını kazındı. 1997’de İstanbul Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Kelâm anabilim dalı öğretim üyeliğine atandı. 2002 yılında doçent oldu.

 

ESERLERİ: Kur’an Işığında Kader ve Özgürlük (1998), Kelâm Ekollerinde İman Amel İlişkisi (2001), Türk Kelâm Bilginleri (2004).


 

Ali BOLAT

Araştımacı-yazar, 1973, Samsun doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Samsun’da tamamladı. 1995’te 19 Mayıs Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını bu Fakültede yaptı. Burada araştırma görevlisi. Doktora tezi Bir Tasavvuf Okulu Olarak Melâmetîlik (2003) adıyla basıldı.


  

Musa YILDIZ

Dilbilimci. 20 Temmuz 1967, Samsun doğumlu. İlköğrenimini 1977 yılında Karadeniz İlkokulunda tamamladı. 1984 yılında Samsun Merkez İmam-Hatip Lisesinden, 1988 yılında Gazi Eğitim Fakültesi, Arap Dili Eğimi Anabilim Dalından mezun oldu. 1988-1994 yılları arasında Emniyet Genel Müdürlüğünde çalıştı. Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsünde, 1992 yılında Necîb Mahfûz’un Hayatı Eserleri ve Kısa Hikâyeleri konulu teziyle Yüksek Lisansını tamamladı. 1994'te Gazi Eğitim Fakültesi, Arap Dili Eğitimi Anabilim Dalında araştırma görevlisi oldu. 1996 yılında Kahire Üniversitesinde araştırmalarda bulundu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1998 yılında Necîb Mahfûz’un Sembolik Romanları konulu teziyle Doktora programını tamamladı ve aynı yıl öğretim görevlisi kadrosuna atandı. 1999-2000 yılları arasında Askerliğini Arapça Öğretmeni Asteğmen olarak Kara Lisan Okulunda yaptı. Aynı fakültede 2001 yılında yardımcı doçent ve 2002 yılında doçent oldu. 2003-2004 öğretim döneminde Ürdün Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Gazi Eğitim Fakültesi, Arapça Öğretmenliği Ana Bilim Dalında öğretim üyesi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğtitim Fakültesi Dergisi, EKEV Akademi Dergisi, Avrasya Dosyası, İslâm Araştırmaları, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, Diyanet Avrupa, ve Nüsha degilerinde alanıyla ilgili araştırmaları yayınlandı. Türkiye Diyanet Vaükfı İslâm Ansiklopedisine Arap Dili ve Edebiyatı ile ilgili maddeler yazdı.

 

ESERLERİ: DİLBİLİM: Arapça Tekâmül Kursu Ders Kitabı (2000), Arapça Çeviri Kılavuzu, (Emrullah İşler’le, 2002), Arapça Modern Metinler ve Çözümlemesi, (Emrullah İşler’le, 2005) Bil Dilci Olarak Ali Kuşçu ve Risâle fî’l-İsti‘âresi (2002), Aşıklara Ayna ve Terazi, (Mustafa Tatçı ile, 2002), Arapça Yazma ve Okuma Kılavuzu (Erkan Avşar’la 2005), Niyazî Mısrî ve Kasîde-i Bur’e Tesbî‘i (2005). ÇEVİRİ: el-Burde (Muhammed ‘Abdulazîz er-Rifâ‘î’den, Hattat Aziz Efendi’nin Hayatıyla İlgili Bölümü, 1996), El Yazmaları Dünyasında Türkiye’nin Yeri (Hasan Duman’dan, 1997), Esir Üniforması (Necip Mahfuz’dan, 1999), Osmanlı Sâlnâmeleri ve Nevsâlleri Bibliyografyası ve Toplu Kataloğu (Arapça çeviriler, 1999), Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri  / 1828-1928 (Hasan Duman’dan, Arapça bölüm çevirileri: Cengiz Ketene ile, 2000), Osmanlı Sâlnâmeleri ve Nevsâlleri (Hasan Duman’dan, 2000), Küçük Asya (Charles Texier’den, Osmanlıcaya yapılan çeviri metni sadeleştirme, 2002), Mir’âtu’l-‘Âşıkîn ve Mîzânu’l-‘Âşıkîn (Aşıklara Ayna ve Terazi),  (Safranbolulu Mehmet Emin Halvetî’den, Mustafa Tatçı ile, 2003), Dîvân-ı İlâhiyât (Azîz Mahmûd Hüdayî’den, Mustafa Tatçı ile, 2005), Mevlid Şerhi  / Gülzâr-ı ‘Aşk (Hüseyin Vassaf’tan, Mustafa Tatçı ve Kaplan Üstüner ile, 2005), er-Risâletu’r-Ruşdiyye fî’t-Tarîkati’l-Ahmediyye, (Üsküdarlı Muhammed Nasûhî’den, Mustafa Tatçı ile, 2005).

 

http://tasavvufedebiyatbiyografi.blogcu.com/

 


Tarih: 22:51, 3/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Amerika'da Çeyrek Yüzyıl


Metin Türk İmren

Samsun Maarif Koleji öğrencisi, Yıl 1963

 

 

Samsunlu Metin Türk İmren 1980 yılından beri Amerika'da yaşıyor. Türkiye'yi o zamanlar etkisi altına alan siyasi istikrarsızlık Metin'i de doğrudan etkilemeye başlayınca "Ver elini Amerika!" demiş. Geliş o geliş. Amerika’da referansı olmadığı için başlangıçta iş bulmakta zorlanan Metin daha sonra eski deneyiminden de yararlanarak seyahat acenteliğine başlamış.

 

Wisconsin eyaletinin soğuğundan bıkınca Florida'ya taşınan Metin Türk İmren, emeklilik yıllarında da boş durmuyor birbirinden güzel takı ve süs eşyaları yapıyor. Metin Türk İmren’in Fransa’ya değil de ABD'ye gelmesinin nedeni hem kendinin hem de eski eşinin İngilizce bilmesi.  İngilizceyi ise orta ve liseyi yatılı okuduğu Samsun Maarif Kolejine borçlu.

 

Metin Koleje girişini şöyle anlatıyor:

"Bozkurt ilkokulundan mezun olduğum sene, M.S.1956, yaz tatilinde pederin dükkânında vakit geçirirken rahmetli başöğretmenim Abdullah Kırmacı geldi. Çay kahveden sonra "Tahir Usta,  geçen sene burada bir okul açıldı ben Metin'i bir dahaki hafta o okulun giriş imtihanlarına götüreceğim. Orada okumasını tavsiye ederim" dedi. Peder de "Hocam siz nasıl uygun bulursanız öyle olsun..." deyince hayatım değişti..

 

Sık sık Türkiye'ye gidip gelen konuğumuzun en çok özlemini çektiği şey tabii ki eski dostları. Özellikle çoğu altmışa merdiven dayamış kolej arkadaşları.

 

Diğer Maarif Kolejleri gibi Samsun Maarif Koleji de daha sonra  yatılı liseye  (Anadolu Lisesi) dönüştüğü için eski okul arkadaşlarıyla  iletişimi kesmemek hayati önem taşıyor Metin için..

http://www.voanews.com/turkish/2007-03-19-voa13.cfm

 

 

Metin Türk İmren ile eski okul arkadaşı Mehmet İlhan konuştu. 

 

Röportajı Sesli Olarak Dinlemek İçin Tıklayınız

Metin Türk İmren ile söyleşi

 


Tarih: 21:15, 3/4/2007 Kategori: unluler
Yorum (12) | Yorum yaz | Bağlantı

Âli Beğ


Âli Bey, 1890-1893 yılları arasında Trabzon Valiliği yaptı. Sosyal hayatı geliştirmeye çalıştı. Samsunlu Hristiyan bir kızla evlendi. Edebiyatımızda, ilk defa kelimelere ters ve mizahî anlamlar veren odur. Lehçetü'l-Hakayık (Hakikatlerin Dili), bu tür sözlerden meydana gelen bir kitaptır.


Âli Beğ, Türk tiyatro tarihinin en önemli simalarından biridir. Ahıskalı Kethüda Yusuf Cemil Efendinin oğlu olup 1844 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Babası, özel hocalar tutarak oğlunu yetiştirmiş ve devrin geçerli batı dili olan Fransızca'yı öğretmişti.

 

Bâb-ı Âli Tercüme Odasına memur olarak giren Âli Bey, taşra mutasarrıfı olmuş, valilik yapmıştır. 1877'de Osmanlı-Rus Savaşı başladığında Âli Bey, Osmanlı Eyaleti olan Bulgaristan'ın Varna şehri Mutasarrıfıydı. Savaşın aleyhimize sonuçlanması üzerine İstanbul'a döndü. Tecrübe, vatanseverlik ve yabancı dil bilme özellikleriyle bilinen Âli Bey, Düyûn-i Umumiye (Devlet Borçları İdaresi) Müfettişliğine atandı. Düyun-ı Umumiye Müfettişi olarak doğu vilâyetleri ile Irak'ta bulundu, oradan Hindistan'a geçti.[83]

 

Âli Bey, 1890-1893 yılları arasında Trabzon Valiliği yaptı. Trabzon Tarihi, bu göreve 1888 tarihinde geldiğinden bahisle onunla ilgili şu ifadelere yer vermektedir: "Âli Beyefendi, geniş ve ileri görüşlü bir devlet adamıydı. Padişah Sultan Abdülhamid'in tiyatroya karşı olan düşmanlığını bildiği hâlde Trabzon'da tiyatro çalışmaları yaptırdı. Jurnal edilmesine rağmen yılmadı. Sosyal hayatı geliştirmeye çalıştı. Samsunlu Hristiyan bir kızla evlendi. Âli Bey, spora da değer verir, ata binmesini sever, valiliğe atla gidip gelirdi."[84]

 

Âli Bey, valilik görevinden sonra tekrar Düyûn-i Umumiye'ye döndü ve buranın genel müdürü oldu. Bu görevinden dolayı Direktör Âli Bey adıyla anıldı. 3 Şubat 1899 tarihinde vefât etti. Mezarı Anadoluhisarı'nda Göksu Mezarlığındadır.[85]

 

Ölümünden sonra ondan bahseden Servet-i Fünun dergisi, yönetici olarak bulunduğu yerlerde kültür faaliyetine çok değer verdiğinden bahisle, "Kendisiyle övünebileceğimiz Osmanlı ediplerindendi." demektedir.

 

Bir yanda devlet görevi yaparken bir yandan da çağının düzensizliklerini konu edinen tiyatro ve mizah yazılarıyla edebiyat dünyasında yer almıştır.

 

Diyojen gazetesinin başlıca yazarı olan Âli Beyin, "Gölge etme, başka ihsan istemem." sözünü dilimize kazandırdığı da söylenir. O, Güllü Agop tiyatrosunun telaffuz öğretmenliğini yapmıştır. Bu sahnede oynanmak üzere, Geveze Berber, Kokona Yatıyor, Misafir-i İstiskal, Çıngırak, Abdi Ağa gibi oyunları kaleme almıştır. Fransız yazarı Molier'den Ayyar Hamza ve Memiş Ağa gibi eserleri adapte etmiş ve bu eserler sahneye konulmuştur.

 

Âli Beyin, zamanın Üsküdar Mutasarrıfı bulunan Harputlu Tosun Paşayı alaya alan Tosun Ağa isimli eseri, tiyatro tarihimizde belirli bir kimseyi hedef alan ilk eserdir. Yine o devirden kalma İstanbul-Koşuyolu'ndaki muhteşem köşkü, bugün Emniyet Müdürlüğü tarafından kullanılmaktadır.[86]

 

Edebiyatımızda, ilk defa kelimelere ters ve mizahî anlamlar veren odur. Lehçetü'l-Hakayık (Hakikatlerin Dili), bu tür sözlerden meydana gelen bir kitaptır. Son zamanlarda da basılan bu kitabın içinde ayrıca, Kokona Yatıyor, Misafir-i İstiskal, Ayyar Hamza gibi tiyatro ve Seyahat Jurnalı gibi gezi yazıları da yer almaktadır.[87]

 

Lehçetü'l-Hakayık'tan örnekler:

 

Aferin: Ucuz ihsan.

Âlim: Bir şey bilmediğini bilen.

Avanak: Yakayı ele veren hırsız.

Avukat: Suçluların çamaşır yıkayıcısı.

Beşik: Annelerin en kıymetli mücevherlerine mahsus mahfaza.

Çocuk: Ailenin gerçek reisi.

Damat: Kaynana sahibi.

Diken: Gülün bekçisi.

Dün: Bugünün arka tarafı.

Falcı: İstediğimizi söyleyen kimse.

Geveze: Namzet (aday), dil pelesengi de denilir.

Hasta: Sıhhatin değerini anlamaya başlayan adam.

İftira: Ne kadar koparılsa ve temizlense de iz ve eser bırakan zararlı bir ot.

İhtiyat: Gençlikte lâzım ama insan ihtiyarlıkta sahip olabiliyor.

İkramiye: Züğürt tesellisi.

İnsan ömrü: Dönüş bileti satılmayan bir seyahat.

İsraf: Delik kese.

Kabiliyet: Affolunmaz hata.

Rüya: Buluttan yapılmış beşik.

Sağır: kulağı kör.

Sevda: Sis.

Silâh: Karagün dostu.

Şair: Söz kantarcısı.

Şemsiye: Dostluk gibidir, yağmur zamanı bulunmaz.

Şeytan: Kadınların vefakâr dostu.

Şiir: Darası alınmış söz.

Tarih: Kurt masalı. Züğürtledikçe eski defter karıştırmak.

Taş: Soğumuş gönül.

Tecrübe: Sonbahar çiçeği.

Timsah: Tohuma kaçmış kertenkele.

Ütü: Geveze sözüne bakınız.

 

---

[83] Osmanlılar Ansiklopedisi, c. I, İstanbul 1999, s. 198.

[84] Mahmut Goloğlu, Trabzon Tarihi, Ankara 1975, s. 211.

[85] SO. 4/862.

[86]  Mehmet Mermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, İstanbul 2001, c. 3, s. 1441.

[87] Lehçetü'l-Hakayık, Haz. Şemsettin Kutlu, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul (1973?).

http://www.ahiska.org.tr/meshurlarimiz.htm


Tarih: 20:22, 25/3/2007 Kategori: unluler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Zerrin Koç


Zerrin Koç, 26 Mart 1956 yılında Samsun'da doğdu. Bir erkek kardeşle, üç erkek kuzenle birlikte, kız çocuğunun ayrıcalıklı tutulduğu bir aile ortamında büyüdü. İlk, orta, lise eğitimini aynı kentte tamamladı. 1972 yılında evlendi. Üç kez anne oldu.

 

Kadın-erkek ilişkilerini birey-toplum ekseninde gözlemlediği yıllarda '80 fırtınasının ardından şiirle başkaldırmayı denedi. İlk şiirleri 1985 yılında Sanat Olayı dergisinde yayınlandı. 1986'da iki roman denemesinin ardından öyküler yazmaya başladı. 1987'de ilk öyküsü ‘Maide’, Varlık dergisinde yayınlandı. Aynı yıl art arda iki deneme yazısının yine aynı dergide yayınlanmasından sonra 10 yıl boyunca sürecek olan çeşitli kültür, sanat, edebiyat dergilerinde öyküleri ve daha çok öykünün sorunlarını inceleyen denemeleri çıktı. 1991'de ilk öykü kitabı: Bir Ara Uğra, Sevgin Kalmış Bende, 1994'te ikinci öykü kitabı, Ben Sizi Çok Aradım yayınlandı. Üçüncü öykü kitabı Aşkın Selâmı Var, 1999'da çıktı. Islak Kentin İnsanları yazarın ilk romanıdır.

 

Islak Kentin İnsanları İçin Bakınız;

http://samsun01.blogcu.com/1528672/

 


Tarih: 02:47, 14/3/2007 Kategori: unluler
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->